Derya MagazinDerya Magazin - YAZARLARUntitled Document
Kimler Sitede
Çevrimiçi Üye Yok
İŞ İLANLARI
YAZARLAR
DUVAR !
Cuma, 14 Mayıs 2010
Duvar !
Merhaba dostlarım!
Uzun zamandır çok yoğun duygularla yazmak istememe rağmen yoğun çalışmalarım dolayısıyla ara verdiğim yazılarıma, sizlerle buluşma noktam olan köşemde “ DUVAR “ yazımla sizlere tekrar merhaba diyorum..
Duvar kelimesini ilk duyduğumuzda sanırım aklımıza ilk gelen iş ve yaşam yerlerimizi oluşturan kimi ince kimi kalın beton bloklar gelecektir. Cansızdırlar ve hiçbir tepki vermezler. Öyle ya adı üstünde Duvar! Bir iş makinesi ile ya da bir balyozla yıkabilir yada istediğiniz renge boyayabilirsiniz.
Duvarın canlısı olur mu diye sorsalar kaçınız evet olur der merak ediyorum. Bana sorulmuş olsa “EVET” derdim. Karmaşık düşünceler ve duygular içinde bu günkü yazımda “Canlı Duvar” konusunu irdeleyeceğim..
Kaçınız bir duvara hayallerinizi gömmüş ve duvarda yaşatmışsınızdır onları. Kaçınız duvarla konuşmuş ya da seyretmişsinizdir? Yıllarca cezaevinde yatanların, yalnız yaşayanların tek ama tek dostudur duvarlar.
Bu satırları okurken başınızı bir an ekrandan kaldırın ve karşınıza bakın. Eminim çoğunuzun karşısında bir duvar vardır. İlk bakışta o sadece bir duvardır. Şimdi o duvara hayallerinizi,düşüncelerinizi ve hayata dair tüm sevdiklerinizi,sevinçlerinizi yerleştirin.Düşünün biraz .. Kimimiz mesleki kariyeri, kimimiz çocuklarını, kimimiz eşini, kimimiz ailesini, kimimiz sevdiğini düşünecektir. Bazılarımız düşündükçe hırslanacak,bazılarımız düşündükçe hayallere dalacak,bazılarımız melankoliye kapılacaktır.. İlk başta kum, çimento ya da farklı yapı malzemelerinden oluşan o “ DUVAR “ adeta canlanacak size cevap verecek ve sanki sizinle konuşacaktır. Şimdi kalkın yerinizden ve duvardaki hayalinize doğru yaklaşın. Duvara çarpacak ve düşüncelerinizden acıyla sıyrılacaksınızdır. Duvar size tepki vermiş sizi kendinize gelmeniz için uyarmıştır. Siz geceler gündüzler hatta yıllar boyunca duvarla arkadaşlık etmiş, onunla konuşmuş, sırlarınızı paylaşmışsınızdır. Peki ya duvar?
Sayfalar dolusu kâğıtlara, gece gökyüzüne, gündüz tüm dünyalara sığdıramadığınız düşüncelerinizi o duvara sığdırmışsınızdır.Peki ya duvar ne yapmıştır size? Yeri geldiğinde bir anne gibi sizi saran, yeri geldiğinde size bir sevgili gibi pembe düşler kurduran, yeri geldiğinde en sadık dost gibi sırlarınızı saklayan o duvar, çarptığınız anda kusmuştur tüm hissizliğini ve taşların soğukluğunu vermiştir yüzünüze.
Hayaller kurup düşünürken her şeyi, en baştan ve her şeyi ilk baştan itibaren yaşarken düşüncelerinizde, siz tüm o sözlerin ve olayların içinden size söylenen sayamayacağınız kadar olumsuz cümlelerin içinden siz tek bir kelimeyi ya da bir gülümsemeyi özenle bulursunuz ve mutlu olursunuz onla. Tek bir kelime ya da ufacık bir gülümseme sizi mutlu etmeye ve duvarla dostluğu sürdürmeye devam ettirecektir.
Duvarında canlısı vardır dostlarım. Eminim hepiniz gün gelmiş birisine“ YA SANKİ DUVARA KONUŞUYORUM, BİR ŞEY SÖYLE, BİR ŞEY YAP, BİR TEPKİ VER. NE KADAR DUYGUSUZSUN “ demişsinizdir ve eminim o anda bu sözleri söylerken canınız çok yanmıştır. Çünkü bazen susmak aslında çok şey konuşmaktır ve karşınızdaki size aslında çok şey söylemektedir. Söylerken yüreğinizi titreten her bir kelime sanki duvara çarpıp geri dönmekte yüzünüze taş parçaları değmektedir. Kimi zamanda karşınızdaki o duvar sizin söylediğiniz onca söze rağmen, o sözlerin içinden en alakasız olanı duyar ve size kel alaka bir cevap verir. Tüm dünyaya haykırarak söylemek istediğiniz tüm o güzel sözler ve duygularınız daha ifade edilemeden sessiz bir çığlığa dönüşmüş ve duvarda yankılanmıştır adeta. Yankı dediysem öyle ufak tefek bir yankı değil. Kimselerin duyamadığı o ses sizin kulaklarınızı sağır edecek kadar yüksektir. Sıvı Nitrojen gazının özelliği ne kadar yumuşak olursa olsun içerisine batırılan şeyi dondurur. Öyle ki 1 saniye önce yumuşacık olan bir sünger sıvı nitrojen gazına batırıldığında donar ve buz olur. Süngeri yere bıraktığınızda cam gibi parçalanır o sünger. Taştan duvarda sıvı nitrojen gazı gibidir somut değil soyut bir kavram olan hayaller, sevgiler, umutlar ve özlemler taş duvara söylendiğinde yere atılan bir cam gibi parçalanır.
Arzularını ve ihtiraslarını beğendiği bedenlerde yaşayan o taş duvar, hayallerini ve sevgisini bir yüreğe yerleştirmek yerine endamı güzel bir bedene yerleştirecek sıkıldığında da eline balyozu alıp yıkacaktır. Duvarın canlısına çarptığınızda hiç bir yeriniz kanamayacak bir yeriniz kırılmayacaktır. Yıkılan hayalleriniz, kanayansa sadece yüreğiniz olacaktır..
Hissiz taşlardan oluştuğunu bile bile bir duvarı sevmek, düşünmek,özlemek,sırlarına ortak etmek ve ne olursa olsun o duvarı sevmeye devam etmek…….
Hayatınızda bir taş duvarın olmaması dileğiyle……….
SORU : SERHAN YAVAŞ KİMDİR ?
CEVAP: Kimdir derken? (gülüşmeler) Özel yaşantım anlamında kim olduğumu, magazine malzeme vermediğim için çok bilmiyorlar. Sadece yaptığım işle beni tanıyor insanlar. Ben 1972 İstanbul doğumluyum ve şu anda 37 yaşındayım. Marmara üniversitesi spor akademisi mezunuyum. Tenis antrenörüyüm. Beden eğitimi ve spor yüksek okulundan mezunum. Bu işle tanışmam 1997 civarlarında oldu. 1990’lardan itibaren ben, reklâm oyunculuğu ve fotomodellik yapmaya başladım.
SORU :1990’DAN 1998 YILINA KADAR MODELLİK VE REKLÂM OYUNCULUĞU YAPIYORDUNUZ. SONRA 1998 YILINDAN 2005 YILINA KADAR BAŞKA BİR SEKTÖRE YÖNELMİŞSİNİZ. BU SEKTÖR HANGİSİYDİ? VE NEDEN YÖNELDİNİZ?
CEVAP: Evet başka bir sektöre yönelmem aslında evlenmeyle oldu. Evlendikten sonra bu sektörden tamamen farklı bir sektöre, aile meselelerinden dolayı tekstile yönelmek zorunda kaldım. Ticaretle yani çocuk giyim üzerine uğraştım. Bu, evliliğim süresince devam etti.
Bu arada, Türkiye de ticaret ve tekstil hakikaten çok zor bir meslek. O işi yaparken, başka bir işle uğraşmanız söz konusu değil.Zaten kamera önü, dizi oyunculuğu da bambaşka ve zor bir olay. Oyunculuğu yaparken de başka bir işi yapmanız söz konusu değil. Bu yüzden böyle bir ara verdim. Bu da benim kadersel döngüm.
SORU : SERHAN BEY, BU SÜREÇ İÇERİSİNDE DEDİĞİNİZ GİBİ BİR EVLİLİK GEÇİRDİNİZ. PEKİ, BU EVLİLİĞİNİZ NASIL SONUÇLANDI?
CEVAP: O evlilik 2005 yılında boşanmayla sonuçlandı.
CEVAP: Yoo, değil. Evlilik kavramı her zaman benim için çok kutsal. Sağlıklı iyi bir ilişkide olması gereken nihayet yani sonuç evlilik olmalı.
SORU : SERHAN BEY, EVLİLİKLER NEDEN ÇABUK BİTİYOR SİZCE?
CEVAP: Teknolojik gelişmelerin, insanlar üzerindeki baskıları veya ihtiyaçların sürekli değişiyor olması belki de evlilikleri çabuk bitiriyor. Fakat malesef insanlar, birbirine uyumlu zannettikleri, o ilk başlarda, tanışma, flörtlük ve ondan sonraki söz beklide nişan arasında geçen o devrede birbirlerine “evet işte bu benim hayatımı paylaşabileceğim insan” dediklerinde malesef evlilik için atılan imza, evlilikten kısa bir süre sonra bunun öyle olmadığı gerçeğini ortaya çıkartıyor. Bu hoş bir şey değil. Bu son 90’lı yıllardan sonra daha çoğaldı. Dünya üzerinde böyle. Sadece Türkiye ile alakalı bir şey değil.
SORU : YANİ, SADECE ATILAN İMZA İLE Mİ DEĞİŞİYOR EVLİLİKLER?
CEVAP: Çevremdeki verilere hatta insanların yaşantılarına bakarak söylüyorum bunu. Evet, imzadan sonra insanlar bunun çok daha farklı bir hale geldiğini söylüyorlar. Ben de imzadan sonra çok farklılıklar yaşadım. Kendi tecrübem bu.
Yani annelerimizin zamanındaki gibi değil paylaşım, sevgi, saygı, birliktelik. Şimdi artık böyle değil. Sürekli her şey değişiyor, yenileniyor ve onlara adapte olmakta bireyler zorluk çekiyorlar, anlaşmazlıklar çıkıyor. Kader kısmet tabiî ki. Ben şimdi burada anlatırken, ne kadar mutlu mesut yeni evliler veya 5 yılını 8 yılını, 10 yılını, 15 yılını devirmiş insanlar vardır. Ama bunların yanında, şu anda bunları okuyan hanımlar veya beyler “Aaa bak doğru işte” (gülüyoruz) “Evet, imzadan sonra bizde işte bunları yaşıyoruz. Şöyle oldu, böyle oldu” diyeceklerdir. İşte bu şekilde söylecek insanlar da vardır. Açıkça söyleyeyim. (gülüşmeler)
SORU : SERHAN BEY NASIL BİRİ SİZİ ETKİLER ?
CEVAP: Bunu söylemek aslında zor değil. Bugüne kadar sarışınlarla çok böyle elektrik alıp veremedim nedense. Esmer ve kumrallarla daha bir elektriğim tuttu. Bunu söyleyebilirim. Onun dışında tamamen çekme olayı, başka bir hissediş. Yani, o konuşma tarzından, oturmasından, tavrından, bakışından, size olan davranışlarından etkilenipte ona karşı birşeyler hissetmeye başlamanız diyeyim. Bunun içinde klişe bir şey çizemiyorum. Ben şunlardan hoşlanırım, şöyle olmalı, böyle olmalı diye kriterlerim yok. Çünkü şundan hoşlanırım şöyle olmalı, böyle olmalı dediğiniz o kadar çok insana rastlayıp ta, sükûtu-hayal yaşıyorsunuz ki. Bu nedenle ben hayatta klışelerle insanlara bakmıyorum. İnsanları tanıyorum sadece. Tanıştığım insanların karakter yapılarını, hayata bakışlarını, duygularını, düşüncelerini tanımaya yönelik bir bakış açısına giriyorum. Bu da bana en doğru adımları atmama neden oluyor.
SORU : SERHAN BEY, ŞU ANA KADAR HİÇ BİR YERDE AŞK İLE İLGİLİ NET BİR AÇIKLAMA YAPMADINIZ. AŞKA DAİR SAMİMİ BİR AÇIKLAMADA BULUNMADINIZ. BU NEDENLE ŞİMDİ BEN, SİZE SORMAK İSTİYORUM. GERÇEK HAYATTA AŞKI YAŞADINIZMI? YAŞADINIZ DİYEBİLİRMİYİZ? SAMİMİ AÇIKLAMALARINIZI BEKLİYORUM ŞİMDİ.
CEVAP: Bende samimi açıklamalarıma başlayayım o zaman. Oynadığım karakterlerden dolayı bana aşk adamı demeye başladılar. Fakat gerçek hayatta ben aşkı yaşamadım. Çünkü benim aşk kelimesinin açıklaması, bende çok daha başka. İnsanlar bugün sevgiyi, beğeniyi aşkla karıştırıyorlar. Yani toplumumuzda, aşk kelimesinin anlatmaya çalıştığı gerçek, bugün tamamen farklı bir anlatıma gelmiş ve ona aşk denmiş. Benim inandığım, bildiğim türde aşk bitmez. Bir insan, bir insana âşık olmuşsa onun tabiri caizse HALİYLE HALLENMESİ. Yani, onun her türlü özelliği, duruşu, oturuşu, kalkışı, bakışı, yaşayışı, düşünce tarzıyla onda eriyip yok olması lazım. Böyle bir şey söz konusuysa bu hiçbir zaman yok olmaz. Niye söz konusuysa yok olmaz. Çünkü sen onun, her özelliğini, her tavrını, her karakter özelliklerini iyicene analiz edip, bunu da kabullenip bunda tamamen kendini yok etmişsen ki bu eşittir aşktır. Sen onu bütün benliğinle kendine alıp kendinde eritmişsindir. Bir daha ayrıştıramazsınız. Bir örnek vereyim. Siz bir bardak çayın içerisine, bir kesme şeker attığınızda ve karıştırdığınızda, iki dakika sonra, peki o zaman şimdi o kesme şekeri bana tekrar geri ver, bardaktan ayır ayrıştır dediğimde, ayrıştırabilirmisiniz. Hayır. O kesme şeker, o çayın içinde erimiştir. Aşkta böyle bir şey. Sizin aşık olmanız, aşık olduğunuz kişide erimenizdir. Erirseniz bir daha ayrışamazsınız. Erimezseniz de buna Aşk denmez! Beğeni denir. Ben böyle bir Aşk YAŞAMADIM.
SORU : SERHAN BEY, MÜZİKLE ARANIZ NASIL? HANGİ MÜZİK DALINI DAHA ÇOK SEVİYORSUNUZ?
CEVAP: Ben, müzik dalı olarak pek ayırt etmiyorum. Çok ayırarak ta müzik dinlemem açıkçası. Evde otururken, hani şunu dinleyeyim, bunu dinleyeyim diye böyle bir müzik dinleme alışkanlığım olmadı bugüne kadar. Sadece araba kullanırken, yoldayken müzik dinliyorum. Türk ve yabancı müzik dinliyorum. Sadece caz müziği bana pek hoş gelmiyor. Bilmiyorum, ben ona pek ısınamadım. Bana hitap etmiyor açıkçası.
SORU : BEĞENEREK DİNLEDİĞİNİZ SES SANATÇILARI VARMIDIR? VARSA BUNLAR KİMLERDİR?
CEVAP: Hepsini beğenerek dinliyorum. Ayırım olarak yok. Her sene mutlaka bir, iki çok iyi albüm çıkıyor. İsim söylemiyorum. X isim. Albümler çok önemli. Yani müzik, sözler, o albümün içerisindeki, albüme katkısı olan değerli isimler var. Bunların ortaya çıkardıkları şeyler zaten çok güzel. Bir albüm çıktıktan sonra, bir hafta veya iki hafta içerisinde o albümün insanlar arasında nasıl bir etki yaptığı belli oluyor ve güzelse insanlar bunu kabul ediyorlar. Bizim yaptığımız oyunculukta böyle yani. İyi kaliteli bir işin hemen meyvesi ortaya çıkıyor.
SORU : SERHAN BEY, BEĞENİLEN BİR ŞARKICININ KLİBİNDE OYNAMA TEKLİFİ GELİRSE OYNARMISINIZ? YANİ KLİPTE OYNAMA TEKLİFLERİNE AÇIKMISINIZ?
CEVAP: Tabiî ki açığım. Neticede değer verilip, böyle bir teklif geliyorsa bizde nedir, ne değildir diye ona bakarız ama. (gülüşmeler) Yani konusu nedir, şarkının içeriği, sözleri nedir diye bakarız. Eğer benim oynamam hakikaten o kişiye ve o klipe bir değer katacaksa seve seve oynarım. Ama oynamak için oynamam. Ben çünkü attığım adımları hep dikkatli, ölçüp, biçerek atıyorum.
SORU : MODELLİK VE REKLAM OYUNCULUĞU YAPARKEN SİZİ KİM KEŞFETTİ? VE SİZ “YEMİN” ADLI DİZİDE BAŞROL OYUNCUSU OLARAK, DİZİ OYUNCULUĞUNA BAŞLADINIZ.
CEVAP: Keşfedilmek diye tabir edersek buna, şöyle söyleyeyim o zaman. Kit kat diye bir reklâm filmim vardı. Siyah beyaz şeklinde. Onu herkes yabancı bir reklâm, yabancı bir oyuncu diye algılamış televizyondan. (gülüşmeler) O reklâm vasıtasıyla bana ulaşıldı. Benim aynı zamanda, PAPİA diye bir reklâmım var.
PAİA reklâmının setinde, “YEMİN” dizisini görüşmek için telefon aldım. Reklâm filmine ara verdiler. İki saat, iki buçuk saat. Oyuncusuz bir bölüm çekmeleri gerekiyordu ve benim beklemem gerekiyordu. Bu, arada bende hemen gidip “yemin” dizisi ile ilgili görüşmeye katıldım.
Sayın Nilgün SAĞYAŞAR, Fok yapımın sahibi. Nilgün Sağyaşar, beni televizyonda reklâm filminde görüyor ve “YEMİN” dizisindeki “MENDERES” karakteri budur diyor. Sonra benden randevu istiyorlar, bende gidip onlarla görüşüyorum. Neticesinde ben, “MENDERES” olarak “YEMİN” dizisinde rol almaya başladım. O hakikaten çok güzel ve değişik bir projeydi. Beni de insanlar ilk defa, bu oturmuş halimle ve Serhan Yavaş olarak ekranlarda gördüler. Dizi çok tutuldu ve iki sezon devam etmişti.
SORU : SERHAN BEY, ŞU ANDA “ATV” DE YAYINLANAN “UNUTULMAZ” ADLI DİZİDE BAŞROLDE OYNAMAKTASINIZ. İZLEYİCİLER BANA SİZİN, “UNUTULMAZ” ADLI DİZİDEKİ OYUNUNUZUN, “YEMİN” DİZİSİNDEKİ OYUNUNUZDAN DAHA İYİ OLDUĞUNU, ROLÜNÜZÜ ÇOK DAHA İYİ YAPTIĞINIZI SÖYLÜYORLAR. OYUNCU KOÇUNUZ VARMI? BU KONUDAKİ GÖRÜŞLERİNİZİ ALABİLİRMİYİM?
CEVAP: Oyuncu koçum yok. İnsan her işte öyledir. Bir işle uğraşmaya başladığınız zaman, o işin yaşantısı sizde meleke olarak artı bir pozisyon yaratır. Sizin o işle alakalı özellikleriniz de gelişme ve artış olur. Yani ben bu tarz açıklamalar yapıyorum bunlar tamamen bilimseldir. (gülümseme). İnsanların beyin hücrelerinin şöyle bir durumu söz konusu. Siz ne iş üzerine veya hangi düşünce üzerine vakit harcar, zamanınızı yönlendirirseniz, o uğraştığınız işle alakalı beyin hücrelerinizde gelişme olur. Önemli olan beyninizi neyle meşgul ettiğiniz. Neyle meşgul edip ne kadar zamanınızı o meşguliyet üzerine harcadığınız önemli. Bu otomatikman beyin hücreleri arasında bir biyo elektrik akışına neden olur ve biyo elektrik akışının, yapmış olduğunuz o işlevin manası yönünde çalışmayan beyin hücreleri üzerindeki etkisiyle sizin melekeniz artar. Eskiler buna meleke derler. Meleke dediğim, özelliktir. Yani siz %20’lik bir kapasiteyle o iş üzerinde bilgi sahibiyken, o iş üzerinde geçirdiğiniz uzun bir zamandan sonra, %20’lik kapasiteniz, %30’lara, %40’laraçıkar. Bu her şeyde böyledir. Çevrenize dikkat edin. Hangi insan neyin üzerinde, neyin peşinde koşup, neyle ilgileniyorsa, o ilgilendiği şeyle ilgili hayatında kapılar açılır ve onun üzerine daha iyi pozisyonlarda o işle ilgilenir. Bu yüzden de benim o ilk işim bu ikinci işim olduğu için o hakikaten bir süreç. İki senelik bir olay var. Sizin geceniz, gündüzünüz set oluyor. Ben, haftada ailemle bir, bir buçuk gün görüşüyorum. Ama burada, Yönetmenimi ve diğer çalışanları haftanın beş günü on dört (14) saat görüyorum. Dolayısıyla da buradaki bütün hareketler, oluşlar, senaryo ile ilgili yaptırımlar hepsi size bir şeyler katıyor. Ben kendimi çok iyi yetiştirme çabasındayım. Bu anlamda hiçbir destek almıyorum.
SORU : NASIL ÇALIŞIYORSUNUZ ROLÜNÜZE?
CEVAP: Sürekli film izliyorum. Bugün her şey yapılmış. Her karakter oynanmış. Her mekânda, her karakterin analizi yapılmış. Nerde yapılmış tabiî ki filmlerde. Binlerce, milyonlarca film arşivleri var. Bu Hollywood filmi olur, Türkiye de film olur, Avrupa filmleri olur. Siz, size bir karakter geldiğinde, yeni bir şeyi oynamazsınız, sadece sizin tipiniz, sizin bakışınız farklıdır. Ama oynadığınız karakteri mutlaka bugüne kadar biri bir şekilde oynamıştır. Dolayısıyla yapılan işleri iyi takip edip, iyi analiz ederim. Filmi, herkesin seyrettiği gibi seyretmem. Oradaki duygu, duygunun devamlılığı, o hissediş işte bütün karakterlerin özelliklerini inceleyerek izlerim. Bunun dışında birde hayatı izlerim.Bir taksici, bir minibüs şoförü, bir manav, bir kasap, bir iş adamı, yolda, durakta otobüs bekleyen bir yaşlı teyze veya genç bir öğrenci. Sokakta gittiğiniz zaman insanlar bunlar. Toplum yaşayanları ve doğallar. Yani, kendi içlerinde abartıları da var, doğalları da var.
Bunun, dışardan klişe olarak, şöyle yapmalısın, böyle yapmalısın, öyle olmalı, böyle olmalı tarzı, benim bakış açıma ve eğitim sistemime aykırı. Ben bir eğitmenim neticede. Neyin ne şekilde eğitileceğini iyi bilirim. Algılama yapısı farklıdır. Dolayısıyla her bireye özellikle oyunculuk konusunda ayrı ayrı ve onun algılayabileceği türü bulup keşfetmek lazım.
SORU : SERHAN BEY ŞU ANDA BİR FİLM PROJESİ VARMI?
CEVAP: Şu anda sinema filmi projesi yok.
SORU : AKSİYON TARZINDA BİR FİLMDE OYNAMAK İSTİYORMUŞSUNUZ. BU DOĞRUMU?
CEVAP: Aksiyon tarzında evet olabilir. Ben tabi koç burcuyum. Koçlar böyle spora meyilli olurlar. Hareketlidirler. Ateş yapısı olduğum içinde hareketli bir yapım var. Her türlü sporu severim ve iyi de yaparım.
SORU : OYUNCULUĞUN GÜZEL YANLARI VE GÜZEL OLMAYAN YANLARI NELERDİR?
CEVAP: Olumsuz yanları, tabiî ki her zaman, zamandır. Kendinize ayıracak zamanınız kalmıyor. Çok uzun set saatleri var. Sabahlara kadar çalıştığımız dönemler oluyor. Kendinize çok vakit ayıramadığınız, dinlenemediğiniz zamanlar oluyor. Bu hoş olmayan yönü. Hoş yönü, seviyorum. Bu hoş olmayan yönü de bana şu anda hoş geldiği için sorun değil. Ama insanlar tabi bundan biraz şikâyet edebiliyorlar. Ben şikâyet etmiyorum. Çünkü bu işin gideri bu oluşu bu. Böyle olmazsa olmaz bu iş. Burası Türkiye şartlarımız belli.
SORU : SERHAN BEY, SORDUĞUM SORULARA, YAPTIĞINIZ NET, SAMİMİ VE UZUN AÇIKLAMALAR İÇİN ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUM. BİR DAHAKİ RÖPORTAJA KADAR GÖRÜŞMEK ÜZERE KENDİNİZE İYİ BAKIN DİYORUM. SAYGILAR.
CEVAP: Bende size çok teşekkür ediyorum. Böyle güzel sorular hazırlayıp, bana sorduğunuz için. Siz ve izleyicilerde kendinize iyi bakın. Bir dahaki röportaj da tekrar görüşmek üzere. Sevgiler
SORU : SERHAN YAVAŞ KİMDİR ?
CEVAP: Kimdir derken? (gülüşmeler) Özel yaşantım anlamında kim olduğumu, magazine malzeme vermediğim için çok bilmiyorlar. Sadece yaptığım işle beni tanıyor insanlar. Ben 1972 İstanbul doğumluyum ve şu anda 37 yaşındayım. Marmara üniversitesi spor akademisi mezunuyum. Tenis antrenörüyüm. Beden eğitimi ve spor yüksek okulundan mezunum. Bu işle tanışmam 1997 civarlarında oldu. 1990’lardan itibaren ben, reklâm oyunculuğu ve fotomodellik yapmaya başladım.
SORU :1990’DAN 1998 YILINA KADAR MODELLİK VE REKLÂM OYUNCULUĞU YAPIYORDUNUZ. SONRA 1998 YILINDAN 2005 YILINA KADAR BAŞKA BİR SEKTÖRE YÖNELMİŞSİNİZ. BU SEKTÖR HANGİSİYDİ? VE NEDEN YÖNELDİNİZ?
CEVAP: Evet başka bir sektöre yönelmem aslında evlenmeyle oldu. Evlendikten sonra bu sektörden tamamen farklı bir sektöre, aile meselelerinden dolayı tekstile yönelmek zorunda kaldım. Ticaretle yani çocuk giyim üzerine uğraştım. Bu, evliliğim süresince devam etti.
Bu arada, Türkiye de ticaret ve tekstil hakikaten çok zor bir meslek. O işi yaparken, başka bir işle uğraşmanız söz konusu değil.Zaten kamera önü, dizi oyunculuğu da bambaşka ve zor bir olay. Oyunculuğu yaparken de başka bir işi yapmanız söz konusu değil. Bu yüzden böyle bir ara verdim. Bu da benim kadersel döngüm.
SORU : SERHAN BEY, BU SÜREÇ İÇERİSİNDE DEDİĞİNİZ GİBİ BİR EVLİLİK GEÇİRDİNİZ. PEKİ, BU EVLİLİĞİNİZ NASIL SONUÇLANDI?
CEVAP: O evlilik 2005 yılında boşanmayla sonuçlandı.
CEVAP: Yoo, değil. Evlilik kavramı her zaman benim için çok kutsal. Sağlıklı iyi bir ilişkide olması gereken nihayet yani sonuç evlilik olmalı.
SORU : SERHAN BEY, EVLİLİKLER NEDEN ÇABUK BİTİYOR SİZCE?
CEVAP: Teknolojik gelişmelerin, insanlar üzerindeki baskıları veya ihtiyaçların sürekli değişiyor olması belki de evlilikleri çabuk bitiriyor. Fakat malesef insanlar, birbirine uyumlu zannettikleri, o ilk başlarda, tanışma, flörtlük ve ondan sonraki söz beklide nişan arasında geçen o devrede birbirlerine “evet işte bu benim hayatımı paylaşabileceğim insan” dediklerinde malesef evlilik için atılan imza, evlilikten kısa bir süre sonra bunun öyle olmadığı gerçeğini ortaya çıkartıyor. Bu hoş bir şey değil. Bu son 90’lı yıllardan sonra daha çoğaldı. Dünya üzerinde böyle. Sadece Türkiye ile alakalı bir şey değil.
SORU : YANİ, SADECE ATILAN İMZA İLE Mİ DEĞİŞİYOR EVLİLİKLER?
CEVAP: Çevremdeki verilere hatta insanların yaşantılarına bakarak söylüyorum bunu. Evet, imzadan sonra insanlar bunun çok daha farklı bir hale geldiğini söylüyorlar. Ben de imzadan sonra çok farklılıklar yaşadım. Kendi tecrübem bu.
Yani annelerimizin zamanındaki gibi değil paylaşım, sevgi, saygı, birliktelik. Şimdi artık böyle değil. Sürekli her şey değişiyor, yenileniyor ve onlara adapte olmakta bireyler zorluk çekiyorlar, anlaşmazlıklar çıkıyor. Kader kısmet tabiî ki. Ben şimdi burada anlatırken, ne kadar mutlu mesut yeni evliler veya 5 yılını 8 yılını, 10 yılını, 15 yılını devirmiş insanlar vardır. Ama bunların yanında, şu anda bunları okuyan hanımlar veya beyler “Aaa bak doğru işte” (gülüyoruz) “Evet, imzadan sonra bizde işte bunları yaşıyoruz. Şöyle oldu, böyle oldu” diyeceklerdir. İşte bu şekilde söylecek insanlar da vardır. Açıkça söyleyeyim. (gülüşmeler)
SORU : SERHAN BEY NASIL BİRİ SİZİ ETKİLER ?
CEVAP: Bunu söylemek aslında zor değil. Bugüne kadar sarışınlarla çok böyle elektrik alıp veremedim nedense. Esmer ve kumrallarla daha bir elektriğim tuttu. Bunu söyleyebilirim. Onun dışında tamamen çekme olayı, başka bir hissediş. Yani, o konuşma tarzından, oturmasından, tavrından, bakışından, size olan davranışlarından etkilenipte ona karşı birşeyler hissetmeye başlamanız diyeyim. Bunun içinde klişe bir şey çizemiyorum. Ben şunlardan hoşlanırım, şöyle olmalı, böyle olmalı diye kriterlerim yok. Çünkü şundan hoşlanırım şöyle olmalı, böyle olmalı dediğiniz o kadar çok insana rastlayıp ta, sükûtu-hayal yaşıyorsunuz ki. Bu nedenle ben hayatta klışelerle insanlara bakmıyorum. İnsanları tanıyorum sadece. Tanıştığım insanların karakter yapılarını, hayata bakışlarını, duygularını, düşüncelerini tanımaya yönelik bir bakış açısına giriyorum. Bu da bana en doğru adımları atmama neden oluyor.
SORU : SERHAN BEY, ŞU ANA KADAR HİÇ BİR YERDE AŞK İLE İLGİLİ NET BİR AÇIKLAMA YAPMADINIZ. AŞKA DAİR SAMİMİ BİR AÇIKLAMADA BULUNMADINIZ. BU NEDENLE ŞİMDİ BEN, SİZE SORMAK İSTİYORUM. GERÇEK HAYATTA AŞKI YAŞADINIZMI? YAŞADINIZ DİYEBİLİRMİYİZ? SAMİMİ AÇIKLAMALARINIZI BEKLİYORUM ŞİMDİ.
CEVAP: Bende samimi açıklamalarıma başlayayım o zaman. Oynadığım karakterlerden dolayı bana aşk adamı demeye başladılar. Fakat gerçek hayatta ben aşkı yaşamadım. Çünkü benim aşk kelimesinin açıklaması, bende çok daha başka. İnsanlar bugün sevgiyi, beğeniyi aşkla karıştırıyorlar. Yani toplumumuzda, aşk kelimesinin anlatmaya çalıştığı gerçek, bugün tamamen farklı bir anlatıma gelmiş ve ona aşk denmiş. Benim inandığım, bildiğim türde aşk bitmez. Bir insan, bir insana âşık olmuşsa onun tabiri caizse HALİYLE HALLENMESİ. Yani, onun her türlü özelliği, duruşu, oturuşu, kalkışı, bakışı, yaşayışı, düşünce tarzıyla onda eriyip yok olması lazım. Böyle bir şey söz konusuysa bu hiçbir zaman yok olmaz. Niye söz konusuysa yok olmaz. Çünkü sen onun, her özelliğini, her tavrını, her karakter özelliklerini iyicene analiz edip, bunu da kabullenip bunda tamamen kendini yok etmişsen ki bu eşittir aşktır. Sen onu bütün benliğinle kendine alıp kendinde eritmişsindir. Bir daha ayrıştıramazsınız. Bir örnek vereyim. Siz bir bardak çayın içerisine, bir kesme şeker attığınızda ve karıştırdığınızda, iki dakika sonra, peki o zaman şimdi o kesme şekeri bana tekrar geri ver, bardaktan ayır ayrıştır dediğimde, ayrıştırabilirmisiniz. Hayır. O kesme şeker, o çayın içinde erimiştir. Aşkta böyle bir şey. Sizin aşık olmanız, aşık olduğunuz kişide erimenizdir. Erirseniz bir daha ayrışamazsınız. Erimezseniz de buna Aşk denmez! Beğeni denir. Ben böyle bir Aşk YAŞAMADIM.
SORU : SERHAN BEY, MÜZİKLE ARANIZ NASIL? HANGİ MÜZİK DALINI DAHA ÇOK SEVİYORSUNUZ?
CEVAP: Ben, müzik dalı olarak pek ayırt etmiyorum. Çok ayırarak ta müzik dinlemem açıkçası. Evde otururken, hani şunu dinleyeyim, bunu dinleyeyim diye böyle bir müzik dinleme alışkanlığım olmadı bugüne kadar. Sadece araba kullanırken, yoldayken müzik dinliyorum. Türk ve yabancı müzik dinliyorum. Sadece caz müziği bana pek hoş gelmiyor. Bilmiyorum, ben ona pek ısınamadım. Bana hitap etmiyor açıkçası.
SORU : BEĞENEREK DİNLEDİĞİNİZ SES SANATÇILARI VARMIDIR? VARSA BUNLAR KİMLERDİR?
CEVAP: Hepsini beğenerek dinliyorum. Ayırım olarak yok. Her sene mutlaka bir, iki çok iyi albüm çıkıyor. İsim söylemiyorum. X isim. Albümler çok önemli. Yani müzik, sözler, o albümün içerisindeki, albüme katkısı olan değerli isimler var. Bunların ortaya çıkardıkları şeyler zaten çok güzel. Bir albüm çıktıktan sonra, bir hafta veya iki hafta içerisinde o albümün insanlar arasında nasıl bir etki yaptığı belli oluyor ve güzelse insanlar bunu kabul ediyorlar. Bizim yaptığımız oyunculukta böyle yani. İyi kaliteli bir işin hemen meyvesi ortaya çıkıyor.
SORU : SERHAN BEY, BEĞENİLEN BİR ŞARKICININ KLİBİNDE OYNAMA TEKLİFİ GELİRSE OYNARMISINIZ? YANİ KLİPTE OYNAMA TEKLİFLERİNE AÇIKMISINIZ?
CEVAP: Tabiî ki açığım. Neticede değer verilip, böyle bir teklif geliyorsa bizde nedir, ne değildir diye ona bakarız ama. (gülüşmeler) Yani konusu nedir, şarkının içeriği, sözleri nedir diye bakarız. Eğer benim oynamam hakikaten o kişiye ve o klipe bir değer katacaksa seve seve oynarım. Ama oynamak için oynamam. Ben çünkü attığım adımları hep dikkatli, ölçüp, biçerek atıyorum.
SORU : MODELLİK VE REKLAM OYUNCULUĞU YAPARKEN SİZİ KİM KEŞFETTİ? VE SİZ “YEMİN” ADLI DİZİDE BAŞROL OYUNCUSU OLARAK, DİZİ OYUNCULUĞUNA BAŞLADINIZ.
CEVAP: Keşfedilmek diye tabir edersek buna, şöyle söyleyeyim o zaman. Kit kat diye bir reklâm filmim vardı. Siyah beyaz şeklinde. Onu herkes yabancı bir reklâm, yabancı bir oyuncu diye algılamış televizyondan. (gülüşmeler) O reklâm vasıtasıyla bana ulaşıldı. Benim aynı zamanda, PAPİA diye bir reklâmım var.
PAİA reklâmının setinde, “YEMİN” dizisini görüşmek için telefon aldım. Reklâm filmine ara verdiler. İki saat, iki buçuk saat. Oyuncusuz bir bölüm çekmeleri gerekiyordu ve benim beklemem gerekiyordu. Bu, arada bende hemen gidip “yemin” dizisi ile ilgili görüşmeye katıldım.
Sayın Nilgün SAĞYAŞAR, Fok yapımın sahibi. Nilgün Sağyaşar, beni televizyonda reklâm filminde görüyor ve “YEMİN” dizisindeki “MENDERES” karakteri budur diyor. Sonra benden randevu istiyorlar, bende gidip onlarla görüşüyorum. Neticesinde ben, “MENDERES” olarak “YEMİN” dizisinde rol almaya başladım. O hakikaten çok güzel ve değişik bir projeydi. Beni de insanlar ilk defa, bu oturmuş halimle ve Serhan Yavaş olarak ekranlarda gördüler. Dizi çok tutuldu ve iki sezon devam etmişti.
SORU : SERHAN BEY, ŞU ANDA “ATV” DE YAYINLANAN “UNUTULMAZ” ADLI DİZİDE BAŞROLDE OYNAMAKTASINIZ. İZLEYİCİLER BANA SİZİN, “UNUTULMAZ” ADLI DİZİDEKİ OYUNUNUZUN, “YEMİN” DİZİSİNDEKİ OYUNUNUZDAN DAHA İYİ OLDUĞUNU, ROLÜNÜZÜ ÇOK DAHA İYİ YAPTIĞINIZI SÖYLÜYORLAR. OYUNCU KOÇUNUZ VARMI? BU KONUDAKİ GÖRÜŞLERİNİZİ ALABİLİRMİYİM?
CEVAP: Oyuncu koçum yok. İnsan her işte öyledir. Bir işle uğraşmaya başladığınız zaman, o işin yaşantısı sizde meleke olarak artı bir pozisyon yaratır. Sizin o işle alakalı özellikleriniz de gelişme ve artış olur. Yani ben bu tarz açıklamalar yapıyorum bunlar tamamen bilimseldir. (gülümseme). İnsanların beyin hücrelerinin şöyle bir durumu söz konusu. Siz ne iş üzerine veya hangi düşünce üzerine vakit harcar, zamanınızı yönlendirirseniz, o uğraştığınız işle alakalı beyin hücrelerinizde gelişme olur. Önemli olan beyninizi neyle meşgul ettiğiniz. Neyle meşgul edip ne kadar zamanınızı o meşguliyet üzerine harcadığınız önemli. Bu otomatikman beyin hücreleri arasında bir biyo elektrik akışına neden olur ve biyo elektrik akışının, yapmış olduğunuz o işlevin manası yönünde çalışmayan beyin hücreleri üzerindeki etkisiyle sizin melekeniz artar. Eskiler buna meleke derler. Meleke dediğim, özelliktir. Yani siz %20’lik bir kapasiteyle o iş üzerinde bilgi sahibiyken, o iş üzerinde geçirdiğiniz uzun bir zamandan sonra, %20’lik kapasiteniz, %30’lara, %40’laraçıkar. Bu her şeyde böyledir. Çevrenize dikkat edin. Hangi insan neyin üzerinde, neyin peşinde koşup, neyle ilgileniyorsa, o ilgilendiği şeyle ilgili hayatında kapılar açılır ve onun üzerine daha iyi pozisyonlarda o işle ilgilenir. Bu yüzden de benim o ilk işim bu ikinci işim olduğu için o hakikaten bir süreç. İki senelik bir olay var. Sizin geceniz, gündüzünüz set oluyor. Ben, haftada ailemle bir, bir buçuk gün görüşüyorum. Ama burada, Yönetmenimi ve diğer çalışanları haftanın beş günü on dört (14) saat görüyorum. Dolayısıyla da buradaki bütün hareketler, oluşlar, senaryo ile ilgili yaptırımlar hepsi size bir şeyler katıyor. Ben kendimi çok iyi yetiştirme çabasındayım. Bu anlamda hiçbir destek almıyorum.
SORU : NASIL ÇALIŞIYORSUNUZ ROLÜNÜZE?
CEVAP: Sürekli film izliyorum. Bugün her şey yapılmış. Her karakter oynanmış. Her mekânda, her karakterin analizi yapılmış. Nerde yapılmış tabiî ki filmlerde. Binlerce, milyonlarca film arşivleri var. Bu Hollywood filmi olur, Türkiye de film olur, Avrupa filmleri olur. Siz, size bir karakter geldiğinde, yeni bir şeyi oynamazsınız, sadece sizin tipiniz, sizin bakışınız farklıdır. Ama oynadığınız karakteri mutlaka bugüne kadar biri bir şekilde oynamıştır. Dolayısıyla yapılan işleri iyi takip edip, iyi analiz ederim. Filmi, herkesin seyrettiği gibi seyretmem. Oradaki duygu, duygunun devamlılığı, o hissediş işte bütün karakterlerin özelliklerini inceleyerek izlerim. Bunun dışında birde hayatı izlerim.Bir taksici, bir minibüs şoförü, bir manav, bir kasap, bir iş adamı, yolda, durakta otobüs bekleyen bir yaşlı teyze veya genç bir öğrenci. Sokakta gittiğiniz zaman insanlar bunlar. Toplum yaşayanları ve doğallar. Yani, kendi içlerinde abartıları da var, doğalları da var.
Bunun, dışardan klişe olarak, şöyle yapmalısın, böyle yapmalısın, öyle olmalı, böyle olmalı tarzı, benim bakış açıma ve eğitim sistemime aykırı. Ben bir eğitmenim neticede. Neyin ne şekilde eğitileceğini iyi bilirim. Algılama yapısı farklıdır. Dolayısıyla her bireye özellikle oyunculuk konusunda ayrı ayrı ve onun algılayabileceği türü bulup keşfetmek lazım.
SORU : SERHAN BEY ŞU ANDA BİR FİLM PROJESİ VARMI?
CEVAP: Şu anda sinema filmi projesi yok.
SORU : AKSİYON TARZINDA BİR FİLMDE OYNAMAK İSTİYORMUŞSUNUZ. BU DOĞRUMU?
CEVAP: Aksiyon tarzında evet olabilir. Ben tabi koç burcuyum. Koçlar böyle spora meyilli olurlar. Hareketlidirler. Ateş yapısı olduğum içinde hareketli bir yapım var. Her türlü sporu severim ve iyi de yaparım.
SORU : OYUNCULUĞUN GÜZEL YANLARI VE GÜZEL OLMAYAN YANLARI NELERDİR?
CEVAP: Olumsuz yanları, tabiî ki her zaman, zamandır. Kendinize ayıracak zamanınız kalmıyor. Çok uzun set saatleri var. Sabahlara kadar çalıştığımız dönemler oluyor. Kendinize çok vakit ayıramadığınız, dinlenemediğiniz zamanlar oluyor. Bu hoş olmayan yönü. Hoş yönü, seviyorum. Bu hoş olmayan yönü de bana şu anda hoş geldiği için sorun değil. Ama insanlar tabi bundan biraz şikâyet edebiliyorlar. Ben şikâyet etmiyorum. Çünkü bu işin gideri bu oluşu bu. Böyle olmazsa olmaz bu iş. Burası Türkiye şartlarımız belli.
SORU : SERHAN BEY, SORDUĞUM SORULARA, YAPTIĞINIZ NET, SAMİMİ VE UZUN AÇIKLAMALAR İÇİN ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUM. BİR DAHAKİ RÖPORTAJA KADAR GÖRÜŞMEK ÜZERE KENDİNİZE İYİ BAKIN DİYORUM. SAYGILAR.
CEVAP: Bende size çok teşekkür ediyorum. Böyle güzel sorular hazırlayıp, bana sorduğunuz için. Siz ve izleyicilerde kendinize iyi bakın. Bir dahaki röportaj da tekrar görüşmek üzere. Sevgiler
Karanlığın içinden yükselen arsız çığlıklar....emrediyor beynime anımsa diye...kulaklarımda çınlıyor sesin..
Biri geliyor, karanlığın ardından, sandığım sen iken, yalnızlık içinden çıka gelen, yalnızlığımın bedeli ben oluyorum....
Şehrin karanlık caddelerinde bir ay ışığında ilerlerken esen deli rüzgar adını fısıldıyor bana...ayağıma vuran yalancı ışık gölgeleri beni sana getiriyor yine bilinçsizce....bizim olan o caddede...tüten bacalarda bizi arıyorum..
Hani derdin ya 'dünyamızı'...
Bir rüyaydı ki,sonu senle bitecek derken,şimdi yabancı kaldım hayallere..hatıralara...yalnızlığımın içinde ürperen bir ben kaldım,şimdi yabancı olduğum ama bir o kadarda yakından tanıdığım o rüyalara....hani çırpınmalar vardır bilir misin?...
Hani masumluğun en zayıf anları işte o caddede ilerlerken aniden sıçrayarak dudaklarımda adınla uyandığım...
Bilir misin? bilemezsin ki öle uzakta ,öle bilinçsizcesin..alnımdan akan her damla terde aslında senin damlan akıyorken sence geceler bunun bedelini ödeyebilir mi dersin..mantıkmış gülüyorum bazen..sana ve bana..hani bize belki de...
Dudaklarımızdan kalbe inen bir çığlıkla başlayan bir oyunun hangi sahnesinde kaldık şuan...hangi başroldeyiz yada kapanan hangi perdeden biz çıkacağız..bu oyunun başında olduğumuz gibi kapanan hangi sayfada açacağız defterin o beyaz denen sayfasını...yine hayallerde mi yoksa?içimdeki seni sence ,o güzel seni senle inkar edebilir miyim..asla...
Çünkü bir peri misali her yanımda varsın..
Acımı dindiren en güzel şey ise bu uçurumun ucunda sensiz olmam......Canımı acıtan en büyük şey ise seninle ama sensiz yaşıyor olmam..bu nasıl bir git geldir...?Ama unutma ki her git gelin altında bir gizli alt akıntı misali,ben sadece sana bendeki,yalnızlığımdaki gizli sana geliyorum..Boş versene...boş duvarlara yazıyorum adını...Nem kokan yastığımda arıyorum kokunu,şiirlere yazıyorum seni..bendeki,bendeki yalnızlığımdaki sana adıyorum aşkımı...
Seni aradığım hangi surette bir sen var ki..? Yada olabilir ki..? Bir yeni yaşında daha da gözlerine bakamadım...
Aldığım her nefesin sonunda adını yazıyorum gökyüzüne biliyor musun? Ama nerden bileceksin ki... Sen en uzak, en parlak, en güzel bir yıldız... Sen değil misin ki o uzaktan hala içimi titreten, hala içimi ısıtan...
Hıh..Gülüyorum bazen kendime,belki de acıyorum...her anımda yaşattığım sana...hani uyurdum ya o sıcacık koynunda,hani geceler isyan ederdi sana,BİZE!gülüşünle yeşeren mavi dünyamda hangi rüzgara açtın yelkenini?hani açtığın yelkenin sadece bir köşesine konan masum bir şeydim ben!Adını bulamadığım bir bendim işte o...bir bendim 'o'.hani sessizliğin içinde yankılanan bir bendim sahipsizce...
Hadi hadi...bak yine geldim karanlığın rüzgarıyla rüyalarına.Bendim o sarılan sana,terini silen sıcacık koynuna sessizce sığınan bir ben!Bende ki yalnız bendim...Yine döndün sırtını bilinçsizce , ama bilir miydin ki o buğulu bendim....bilme bilmemelisin belki de...rüyalarda kalmalıyım..rüyalarımda büyümelisin yalnızlığımdaki tenimin eşi..ruhumun eşi...terli alnına bir buse kondurdum yine bu gece...üşüme ben yine örttüm üstünü...
Esen deli rüzgara söyledim adının her harfini..bulutlara yalvardım yine her zamanki gibi..,
Gökyüzü benle birlikte yine sana ağladı..ezberlediler her anı..yaşanmışlıkların ardında kalan masum bizi...
Ellerimin titrediği o anda bir kapı aralandı...ürktüm önce!hadi bebeğim..bil bak..yine sana aralanmış gecelerimin hakimiyeti...kırık bir pencere ardından dalmışım oysa yine sana bize hayallere...ve yine ürktüm ve sıçradım anladım ki yine hayallerimde kaldın.......hayallerde....
Şimdi hangi rüzgarın neresinde kalan soluk bir yaprağım...bir bilen var mı dersin ey deli dünya..bir bebeğin hangi çığlık sesi zayıf yüreğim..?hangi kırık kapıda muhtacım sıcak bir ele..?güldürmesene beni deli yüreğim hangi el ısıtır onun deli sıcaklığını..?
Hadi uyan uyan deli yüreğim! Bak sabah oluyor, gün doğuyor, onsuz bir güne daha, hazırmısın yine boş bir rüyaya?
Cevap mı...sensiz nefes alamayan ciğerim..her nefeste çıldırıyor zayıflığa..bize sana...gün batımında yine burada..
Sözümüzde Durduk ! Program Dışı 5 Yılda 350 Bin Birebir Ücretsiz Ders Verdik !
Öğrencilerimizi düşünsel ve bilimsel yönlerden geliştirerek; öğrenmeyi öğrenmiş, bilginin değerini bilen,araştırmacı,sorgulayıcı fertler olarak bir üst eğitim öğretim kurumuna hazırlamak Birebir Eğitim Dershanesi'nin temel İlkesidir.Öğrencilerimizi düşünsel ve bilimsel yönlerden geliştirerek; öğrenmeyi öğrenmiş, bilginin değerini bilen,araştırmacı,sorgulayıcı fertler olarak bir üst eğitim öğretim kurumuna hazırlamak Birebir Eğitim Dershanesi'nin temel İlkesidir.
Öğrencinizin kalabalıklar arasında kaybolmasına izin vermeyin !
Her Seviyedeki Öğrenciye Uygun Eğitim Sistemleri
Öncelikle öğrencimizin seviyesi belirlenir.Seviyeye uygun eğitim öğretim programı oluşturulur.Uygun sınıf seçimi yapılır.Üç haftalık periyotlarla başarı değerlendirme sınavları uygulanır.
Başarıya Odaklı Eğitim Sistemi
-Ücretsiz Birebir Ders
-Branşında Uzman Bölüm Başkanı ve Yazar Öğretmen Kadrosu.
-Profosyonel Rehberlik
-Eğitim Koçluğu
-Öğrenciye Özel Döküman
-Bireysel Gelişim Teknikleri
YGS,LYS ve SBS'ye Birebir Uyumlu Denemeler
-Objektif ölçme ve değerlendirme.
-Öğrenci Seviyesine Uygun Döküman Çeşitliliği.
Her Öğrenci Özeldir.
-Ücretsiz Birebir Ders
-Yazar Öğretmen Kadrosu
-Zengin Döküman Desteği
-Bireye Özgü Ders Anlatımı
-Sınırsız Ek Ders ve Etüt
-Sınırsız Deneme
-Modern Ders Ortamı
-Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik
Ygs ve Lys'ye Hazırlık
Ygs ve Lys'nin ortaöğretimdeki bir öğrencinin en son ve en önemli sınavı olduğu açıktır.Liseden mezun olan bir bireyin bundan sonraki yaşantısı bu iki sınavda göstereceği performansa göre şekillenecektir.
Bu yıl ilk defa uygulanacak olan bu sistem ancak çok iyi organize olmuş ve eğitim sistemi çok iyi kurgulanmış tecrübeli bir eğitim kurumuyla aşılabilir.
Birebir Eğitim Dershanesi olarak tüm YGS ve LYS öğrencilerimize branşının en iyi öğretmenleri ders verecektir.Bununla birlikte ücretsiz birebir dersler,öğrenciye uygun döküman seçimi, yeterli deneme desteği ve profosyonel eğitim koçluğu ile öğrencinin başarısını garanti altına alacaktır.
Tecrübelerimiz bize bu sürecin hem öğrencilerimiz, hem de velilerimiz açısından zor geçeciğini gösteriyor.Ancak bu süreci hep birlikte başarıyla tamamlayacağız.
SBS Hazırlık
Liselere geçiş sınavlarında yapılan yeni düzenlemeler;6,7 ve 8. sınıflarda öğrenim gören öğrencilere ekstra bir çalışma yükü ortaya çıkarmıştır.Bu düzenlemeler hem öğrenci, hem veli ve hem de eğitim öğretim hizmetini yapan özel kurumlarda yeni anlayışların ortaya çıkmasını sağlamıştır.
Birebir Eğitim Dershanesi olarak, bu düzenlemelerde öğrencimizi en avantajlı duruma getirmek için "Yapılandırıcı ve geliştirici eğitim modelini" geliştirdik.
Bu Model ;
-Öğrenciyi öğrenme sürecinde en aktif pozisyonda tutmayı,
-Öğrenilen bilginin kalıcı olmasını,
-Kavranan her bilginin doğru kullanılmasını ve test edilebilmesini amaçlar.
Doğaldır ki, bu üç aşamalı sürecin her kademesi objektif bir ölçme ve değerlendirme uzmanı tarafından titizlikle takip edilmelidir.
Bir arkadaşımın gönderdiği canından çok sevdiği sevgilisini bir trafik kazasında kaybeden birinin gerçek hikayesini sizlerle paylaşıyorum.
Ilık rüzgârla gelen bir müzik sesiyle dalıverdim uzaklara; "Âşık olmak günahsa ben bir günahkârım, pişman değilim tanrım…" diyordu yumuşak bir ses… Bir sızı saplandı ilk önce kalbime… Seni sen yanımdayken bile özleyen ben, artık biliyordum ki sen yoksun.
Sensizlik yüreğimi yakıyordu, sana hasrettim… Sarı kurumuş yapraklar arasında yürürken rüzgârın yüzüme vurmasıyla kokunu duydum sanki… Yalnızdım… Mutsuzdum, sen yoktun… Ebediyen gitmiştin… Şimdi yanımda olsaydın kollarınla beni sarar, yüzüme dağılan saçlarımı parmaklarınla düzeltirdin.. İki taraftan kulaklarımın arkasına sıkıştırır, "Böyle daha güzel aşkım" derdin…
Yüzüme düşen saçlarıma tuzlu gözyaşlarım karışıyor şimdi. "Sakın ha ağlama, seni bir gün bile ağlarken görmek istemiyorum" derdin bana… Şimdi bir yerlerden bakıyorsa gözlerin üzülüyorsundur… Ama gözyaşlarıma söz geçiremiyorum sevgilim...
Hani biz sonsuza kadar mutlu olacaktık? Hani her şey çok güzel olacaktı. Hani birbirimizi terk etmeyecektik? Neden beni tek başıma bırakıp gittin aşkım?
Kaza haberin geldiğinde inanamadım… Evimizden nasıl çıktığımı bile hatırlamıyorum… Hastanede seni öyle kanların içinde baygın bir şekilde görünce dünya başıma yıkıldı… Elini tuttum ve sen gözlerini açtın "Sakın ha! Sakın elimi bırakma" dediğin zaman bile "Gözlerindeki ormanda yağmur yağmasın" dedin…
Yanaklarımdan süzülen sicim gibi yaşlar yüzüne döküldüğünün farkında bile değildim... Ameliyathanenin kapısına kadar elini hiç bırakmadım ve mecburen elini ayırdılar benden… Saatlerce o odada kaldın… Çıktığın zaman komadaydın… Doktorlar ümitsizce gözlerime bakıyordu… Seni odana götürdüler… Neydi, neden o makineleri vücuduna bağlamışlardı. Sen yaşayacaktın… Beni bırakmayacaktın yemin etmiştin... Yavaşça elimi elinin üzerine koydum... Hiç kıpırdamıyordun…
Günlerce başucunda bekledim… Farkında bile değildin… Hep uyuyordun… Yanında seni beklerken; geçirdiğimiz günler bir film şeridi gibi gözlerimden geçti… Beni kızdırmaların, sinirletmelerin ve ondan sonra gönlümü almak için bütün evi ben yokken çiçek bahçesine çevirmen… Doğum günlerimizde birbirimize aldığımız müzik kutuları…
Hani son doğum gününde sana mavi bir kazak almıştım da hemen giyip mankenlik yapmıştın ya ve ben seninle dalga geçmiştim sen de pastayı alıp yüzüme yapıştırmıştın ve sonra da bütün evi pastayla alt üst etmiştik… Ne kadar deliymişiz, ne kadar âşıkmışız… mavi kazağını son gördüğümde kanlar içindeydi.. Kaza günü onu giyiyormuşsun meğer… Çok sinirlendirdin beni, nasıl çıkacak şimdi kazaktaki kan lekeleri? Olmadı şimdi, iyileşir iyileşmez kazağını sen yıkayacaksın.. Onu sana ben aldım atmak olmaz ki…
Hala uyanmadın… Bir hafta geçti hiç bir kıpırtı yok… Doktorların biri gidiyor biri geliyor… Söyledikleri hiçbir şeyi artık anlamıyorum... Bu arada o yağmurlu gün geldi aklıma… Bisikletlerle yarış yaptığımız o gün… Hani ani bir yağmur başlamıştı da eve zor yetişmiştik... Balkonda durup yağmuru izlerken bir gün bebeğimiz olursa ismini “ GÖRKEM “ koyalım demiştik… Bizim yağmurumuz yaz yağmuru olsun demiştik…
Ve bir gün daha geçti işte, yanında sen o yatakta hareketsiz yatarken bir gün daha geçti… elim elinde.. ve başım yatağın yanında, kendimden geçmişim.. ve aniden elin elimde kıpırdadı.. Aniden kırmızı, şiş gözlerimi sana çevirdim… Ve gözlerini açtın… o halinle bile gülümsüyordun bana… Dudaklarına küçücük bir öpücük kondururken sessizce gözlerimden yine bilinçsizce tuzlu gözyaşlarım dudaklarına düştü… Kızar gibi yine baktın bana… "Tamam" dedim "Ağlamayacağım…" Gözlerime baktın buğulu… Hiç beklemediğim bir anda dudakların kıpırdamaya başladı "Affet beni" dedin, "Birbirimizi terk etmeyecektik, hala daha da seni terk etmedim ama…" dedin ve gerisini duymak bile istemiyordum, parmaklarımla dudaklarını kapattım, "Konuşma, yorulma, sonra konuşuruz" dedim ama başınla "Şimdi" dercesine işaret ettin…
"Şehre inmiştim, yıldönümümüz için beğendiğin tek taşlı pırlanta yüzüğü alacaktım, aldım da… Yanında 25 tane gül vardı, arabanın torpido gözünde yüzüğün, koltukta da güllerin vardı" dedin… Ve devam ettin "Hayatımda geçirdiğim en güzel yılları seninle paylaştım, gözlerim, kalbim hep yanında olacak, arabadan emanetlerini almayı unutma" dedin bana… Gözlerimdeki yaşları artık durduramıyordum… "Bir dahaki sonbahara yürüdüğümüz yolda yalnız yürüyeceksin ve çok güçlü olacaksın, beni affet aşkım seni bensiz bırakıyorum, seni canımdan çok seviyorum, son bir öpücük ver bana" dedin ve bir elim elinde bir elimle alnını okşarken istediğini yaptım dudakların sıcaktı ve aniden makineden ince bir ses geldi, elin elimden kopuverdi…
Gözlerin yavaşça kapandı… Doktorlar koşup geldiler… Öylece orda kalıverdim hareketsiz kaldım, donmuştum, sen yoktun artık… Doktorlar seni götürdüler… artık sen yoktun, yalnızdım..
Ve şimdi sensiz geçen ilk sonbahardayım… Her gün mezarına geliyor ve senin üzerini örten toprağı öpüyorum ağlayarak.
Yürüdüğümüz yollarda kurumuş yaprakların arasında tek başınayım. Arabadan bana getirdikleri emanetlerimin biri evde diğeri parmağımda… Güllerini yatağımın yanından, resimlerini dolabımdan, sen yokken koklayarak seni andığım giysilerini çekmecelerden hiç çıkarmayacağım… Mavi kazağını yıkadım, temizledim… Yastığının üzerinde duruyor...
Hazan mevsimi, hüzün mevsimi… Aşk mevsimi… Ayrılık mevsimi… Kulağımda bana söylediğin şarkıyla yürüyorum tek başıma söz verdiğimiz gibi sarı yapraklı yolda.
"SANA RÜYA DIYEMEM, SENDEN UYANAMAM KI NEREDE OLURSAN OL, SENINLEYIM BEN SANKI BULUTLU GÜNEŞIMSIN, SEVGILIMSIN BENIMSIN YAZ YAĞMURUM, KIŞ GÜLÜM, NEŞEMSIN KEDERIMSIN SENINLE DOLU DÜNYAM, GÜNDÜZÜM GECEM SENSIN ÖLSEMDE AYRILAMAM, BENLIĞIM RUHUM SENSIN..."
"HER YERDE HATIRAN VAR, HERŞEY SENINLE DOLU HERŞEYDE SENIN IZIN, BU YOL AŞKININ YOLU ALAMAZ BIN SEVGILI KALBIMDEKI YERINI SANKI IÇIMDE AÇAR BU SARMAŞIK GÜLLERI. "
Biliyorum her an her saniye benimlesin, beni izliyorsun. İyi ki şarkılar var ve şiirler. Sen sözünü tutmadın, beni bırakıp gittin. Belki bir gün aşkım... Bu yağmurlar diner ve biz yine birlikte oluruz hiç ayrılmamacasına belki bu sefer başarır ve aşkımızın ismini “ GÖRKEM “ koyarız…
Birbirlerini bu hikayedeki gibi tutkuyla ve aşkla seven hiç kimsenin bu acıyı yaşamaması dileğiyle ...
BAZEN DENİZLERİ AŞAN BİR KÖPRÜ OLURSUN DA UFUKLARA; YİNE DE BİR SIZI, KÜÇÜCÜK BİR SIZI OLARAK KALIRSIN KAİNATIN ORTASINDA TEK BAŞINA !..
İçimde garip bir telaş, yüreğimde tuhaf bir hüzün var bugün... Ellerimi buldum diyeyim, gözlerim kayboluyor; gözlerimi anladım diyeyim sözlerim karışıyor... Kime kızıyorum, kime kırılıyorum, bilmiyorum!!! Sus pus bilgisayarın başına oturdum, yazıyorum yine... Düşünüyorum niye yanımda değil, niye, niye, niye... Bazen de düşünüyorum her Şeyi, bir kişiye bağlayıp sevdadan deli divane olmak değil ki benimkisi, güzeli özlemek iyiyi sevmek aslında kimsenin bilmediği... Beni anlayacak mı bir gün, hiç bilmiyorum... Anlamayanları da bilmiyordu ki anlasın, o sadece küçük bir zaman diliminde kuşandığım sevdaydı, ben bilemedim bunu, belki de o biliyor, olmayacağını, olamayacakları, inadımın sonunun hayıra alamet olmadığını... Öfkem belki de ona değil, onsuz hayatın bana sunduğu sahnelere... O yok mu??? Yok!!! Zaten öyle biri de yok, demi??? Cevabım yok!!! Cevabım yok, yok, yok!!! Gelecekte olacak mı, olmayacak biliyorum!!! Ama sevdanı öyle bir kuşanmışım ki üzerime, hayata karşı zırhım, insanlara karşı inadım, kötü ve çirkin olan herşeye karşı mücadelemi içimde sevdan dediğim kuşanmışlığımla sağlıyorum!... Sen bunu nerden bileceksin ki, zaten bilseydin de bilemezdin, anlayamazdın beni... Sen benim vazgeçemediğim MASUM yanımsın!!!... Belki de iki dünya bir araya gelse, beni dar ağacına götürseler vazgeçemediğim masum yanım... Bazen hayatın karanlığı ve zorlukları öyle yoruyor ki sana kaçıyorum ben de, yani masum yanıma... Kimi sevda diyor, kimi aşk, kimi özlem, kimi iyi olmuş, kimi güzel yazı...
AMA BİLMİYORLAR Kİ BEN MASUM YANIMLA KONUŞUYOR, ONU ÖZLÜYORUM!... Belki de konuştuğum kendimim, bunu bile bilmiyorum... Sen bilirsin, kimi sevsem yanlıştı... 'AŞK YANLIŞ SEVER ' demiştim ya tıpkı öyle... Yokluğuna alıştım, en çok korktuğum da buydu, yokluğuna alışmak... Ama yokluğunda yaşadıklarıma hala alışamadım... Bir yokluk ancak bu kadar yokluk olabilirdi...
SEN BİLMİYORSUN AMA O YOKLUKLA GELEN KİMSELERDE YOK ARTIK HAYATIMDA,
KİMSEYİİSTEMİYORUM ÇÜNKÜ... Seni özlüyor muyum, özlüyorum, tıpkı çocukluğumda oynadığım sokakları özler gibi, tıpkı ağlayarak annemden pamuk şeker ister gibi....
Etrafımızda çok sosyal görünen ve bir sürü arkadaşı, dostu hatta birden çok sevgilisi olduğunu düşündüğümüz ama aslında yapayalnız olan insanlar o kadar çoktur ki.
Can DÜNDAR’IN yalnızlık üzerine olan bir yazısından etkilenerek düşündüm biraz bu güzel pazar gününde ve ne kadar yalnız olduğumu bir kez daha anladım.
Mutlu bir olay yaşadığında paylaşamayan,
Derdini, sıkıntısını kimselere anlatamayan,
Yüreğinde fırtınalar eserken gülümsemeye çalışan,
Gece olupta yastığa koyduğunda başını hıçkırıklara boğularak ağlayan
Ve kimseye günaydın diyemeden yeni bir güne başlayan….
Evet, nedir yalnızlık ve yalnızlar neler hisseder ve nasıl bakarlar hayata.
Bence tüm insanlar bir gün yalnız kalacaklarını düşünmeli,
Kanmamalı etrafında kendisine sahte gülen yüzlere ve sahte dostlara,
Aldanmamalı süslü aşk sözlerine ve hazırlamalı kendisini ihanetlere,
Paranın hırsına kapılıp geçici ihtiras denizinde yüzmemeli,
Annesi,babası varken,annesiz babasız,
Çocuğu varken çocuksuz,
Dostları varken dostsuz,
Ve sevgilisi varken sevgilisiz kalabileceğini unutmamalı.
Bavulları hep toplu durmalı insanın...
Bir gün telefonların hiç çalmayabileceği hesaplanmalı...
Tül perde arkasından misafir yolu gözlemekten vazgeçmeli...
İhanetlere, terk edilmelere, bir başına bırakılmalara hazırlıklı olmalı...
Yalnızlığa alışmalı...
Çünkü "omuz omuza" günlerin vakti geçti. Dayanışma... Günümüz borsasının değer kaybeden hisse senetlerinden biri artık...
Bireyin keşif çağı, geride kırık dökük yalnızlıklar bıraktı.
Terörün bile bireyselleştiği çağdayız. Zaman, birlikten kuvvet doğurma zamanı değil; zaman, tek başına dimdik ayakta kalabilmeyi becerme zamanıdır.
İşte o yüzden alışmalı yalnızlığa...
Sokaklar dolusu ıssızlıkla baş başa yaşamayı göze almalı insan... Güvendiği dağlardaki karlara bakıp ders çıkarmalı... Hüzünlü bir şarkıyla paylaşılan gecelerde başım dayayacak bir omuz arama huylarından vazgeçmeli... Sofrada tek tabağa, tabakta az yemeğe alışmalı...
Romanlardan yalnızlığı yücelten paragraflar asmalı evin en görünür duvarlarına...
SON GÖZALTILARDAN SONRA ERGENEKON OPERASYONLARINA TEPKİLER ÇIĞ GİBİ BÜYÜRKEN VATANDAŞLAR ERGENEKONCU OLAN VE OLMAYAN DİYE GRUPLARA AYRILMAYA BAŞLADI.YILLARDIR ÜLKEMİZİ DİNAMİTLEYEN PKK ' NIN YAPAMADIĞINI BÖYLE GİDERSE HÜKÜMET VE YARGI ORGANLARI YAPACAK VE TÜRKİYE,ATATÜRK Ü SEVENLERLE SEVMEYENLERİN ÇATIŞMALARINA SAHNE OLACAK.
SOKAKLARDA ERGENEKONCU OLAN VE OLMAYANLARIN ÇATIŞMASINA RAMAK KALA HÜKÜMET TÜRKİYEYİ "BİR HUKUK DEVLETİ DEĞİL KORKU DEVLETİ " YAPMA YOLUNDA .
Eli kanlı kiralık tetikçilerle,akli dengesinden şüphe duyulan sözüm ona gizli tanıklarıyla,kendi ilkelerine bile ihanet eden itirafçılarla ve sözüm ona devlete hizmet ettiğini savunan ama aslında toplumda isimleri MAFYA diye anılan yeraltı gruplarıyla aynı kefeye koyarak ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ suçlamasıyla tutuklanan ve gözaltına alınan isimlere bir bakın
Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Mehmet Haberal
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve ÇYDD Yönetim Kurulu Üyesi ve Van Şube Başkanı Prof. Dr. Ayşe Yüksel
Hamdi Gökhan Ecevit
Ömer Okyaltırık
Okan Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Cumhuriyet gazetesi yazarı Prof. Dr. Erol Manisalı
Eski Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. R. Ferit Bernay
Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Abbas Yurtkuran
Malatya İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Genel Başkanı Prof. Dr.Türkan Saylan.
Şimdi de tüm hayatını KKTC için harcayan Rauf DENKTAŞ sırada.Çok yakında onuda cezaevinde görürseniz hiç şaşırmayın.
ULU ÖNDER ATATÜRKÜN EMANETİ OLAN TÜRKİYEMİZİ ATAMIZIN BELİRTTİĞİ MUASSIR MEDENİYETLER SEVİYESİNE ÇIKARMAK İÇİN GECELERİNİ GÜNDÜZLERİNE KATAN BU AYDINLARIMIZ,ŞİMDİ YUKARDA SAYDIĞIMIZ O PİSLİKLERLE AYNI YERDE TUTUKLULAR.GEREKÇE
ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜNE ÜYE OLMAK VE DARBE YAPMAK.KARGALAR BİLE GÜLÜYOR BUNLARA.
Adımız DERYA MAGAZİN.Ne hayallerimizi nede TÜRKİYE sevgimizi kimseler sorgulayamaz ve vatan sevgimiz DERYA'lara sığmaz.
Ey siyasiler,ey yüksek yargı organları,generaller,büyük güçlü bürokratlar ve ülke gündemini etkileyen söz sahibi Rektörler. Ey devlet ve hükümet üzerinde etkili iş dünyası ve yine gündemi belirleyebilen ulusal medyamız. Ey benim cefakar kadersiz halkım,değerli gönül dostlarımız, değerli DERYA MAGAZİN ailesi ve ey büyük TÜRK MİLLETİ !!
''Özgürlük götürülmek istenen'' 3.dünya ülkeleri gibi bizde bir gün emperyalizmin ve Siyonizm’in çizmeleri altında ezilip zulüm görmek istemiyorsak milli birlik ve beraberliğimizi kaybetmemeli,birbirimize düşmeden siyasi ve ekonomik istikrarımızı korumalıyız.Dahası,dün sağ-sol,alevi-Sünni olarak bugün de laikçi-şeriatçı gibi sıfatlarla birbirimize düşürülüp Siyonist gizli servislerin ve bunların Türkiye’deki deki medya tik maşalarının entrikalarıyla oynanan oyunlardan ve tuzaklardan korunmalıyız.
Kimse İslamiyet’i ve dindarlığı İran modeli bir şeriatla,Atatürkçülüğü ve onun muasır medeniyetler seviyesinde olmak anlamına gelen gerçek insan hak ve özgürlükleri,din ve vicdan özgürlüğü anlamına gelen çağdaş ilkelerini halkın inanış yaşayış ve eğitimini engelleme olarak kullanıp istismar etmemelidir.Ne yüce dinimiz siyasallaşıp siyasi rant kaynağı edilsin, ne de Atatürkçülük istismar edilerek laiklik ve dolayısıyla yargı ordu gibi kurumlar siyasallaştırılıp karşı tarafa dayatma ilkesi olarak kullanılsın.Kimse işine geldiği gibi kendi ideolojisi yönünde ''ilke'' diye tutturup işine gelmediği yerde de ''Demokrasinin gereği'' diye bukalemun gibi her türlü renge bürünmesin.
Kendi egolarımızla siyasi hırs ve çıkarlarımız için değil, ülkemizin geleceği için birlik ve barış içinde çalışmalı ve farklı düşüncelere saygı duymalıyız.Gelişmiş çağdaş bir toplum ancak böyle tesis edilir.
Hükümetler geçici TÜRKİYE ise kalıcıdır.
Ey siyasiler yıllardır ülkemizi parçalamak için uğraşan ve binlerce askerimizi,polisimizi ve vatandaşımızı öldüren PKK Terör Örgütü kendi yapamadığını yapmayamı çalışıyorsunuz.Unutmayın ki seçmenleriniz size bu güzel vatana,TÜRKİYE’YE hizmet etmeniz için oy verdi. Unutmayın başka TÜRKİYE yok bu dünyada.
DERYA gibi zenginliklere,DERYA gibi kültür hazinelerineve DERYA gibi bir tarihe sahip güzel TÜRKİYE’MİZE sahip çıkalım ve şunu hiç unutmayalım “TÜRK’E TÜRK’TEN BAŞKA DOST VE VATAN YOK BU DÜNYADA”.
DERYA LAR dolusu barış,mutluluk ve huzur dolu bir gelecek sizlerin olsun .
Sevgi pınarıyla sulayıp büyüttüğümüz umut çiçeklerimiz hiç solmasın gönül DERYA'mızda.
GÜZEL BİR KAHVE İÇMEK İÇİN SÜSLÜ BARDAKLARA İHTİYAÇ YOKTUR
Kariyer yolunda ilerleyen bir grup yeni mezun, eski üniversitelerindeki profesörlerini ziyaret için bir araya gelirler.
Sohbet, sonunda işin ve hayatın stresinden şikâyetleşmeye döner.
Misafirlerine kahve ikram etmek isteyen profesör mutfağa gider ve yanında büyük bir termos içinde kahve ve porselen, plastik, cam, kristal olmak üzere değişik tarzda ve ucuz görünenden, pahalı ve hatta çok özel olanlarına kadar değişik kahve bardakları ile gelir.
Herkes bir bardak secince, profesör şöyle söyler:
Fark ettiyseniz, tüm pahalı görünen bardaklar alındı ve geriye ucuz görünümlü, sade bardaklar kaldı. Kendiniz için en iyi olanı istemeniz normal olsa da, bu sizin stresinizin ve problemlerinizin kaynağı aslında. Emin olun ki, bardağın kendisi kahvenin kalitesine hiç bir şey katmaz. Çoğu zaman, sadece daha pahalıdır ve hatta bazı durumlarda da içtiğimizi saklar. Hepinizin aslında istediği kahveydi, bardak değil, ama bilinçli olarak en iyi bardaklara yöneldiniz ve sonra birbirinizin bardağına bakmaya başladınız.
Şunu bir düşünün: Hayat kahvedir. İş, para ve toplumdaki konumunuz da bardaklar. Onlar hayatı tutmak için sadece araçlardır ve seçtiğimiz bardak yaşadığımız hayatın kalitesini belirlemediği gibi değiştirmez de.
Bazen sadece bardağa odaklanarak kahvenin tadını çıkarmayı unuturuz. Kahvenizin tadına varın!
En mutlu insanlar her şeyin en iyisine sahip değildirler. Sadece her şeyin en iyi şekilde tadını çıkartırlar.
Basit yaşayın.
Cömertçe sevin.
Birbirinize derinden itina gösterin.