Uydunetten İndirim!


Uydunetten Derya Magazin Kullanıcılarına
%10 indirim var!
Hemen 0212 283 02 32 Numaralı Telefonu Arayın
İndirimi Anında Kazanın!

Burmazade Baklava

 

İnci Anaokulu

 

Uzman

Hizmet Yağmuru

 
Hizmet Yağmurunda Kampanya
    Derya Magazin Okurlarına
             % 30 indirim !
    0212 240 78 30 'u Arayın
    İndirimi Anında Kazanın!


Arama

Dr. Fevzi Özgönül
Röportajlar PDF Yazdır E-posta
Çarşamba, 17 Mart 2010

 


SERHAN YAVAŞ VE FİLİZ ALTINMEŞE’NİN RÖPORTAJI
Image
SORU : SERHAN YAVAŞ KİMDİR ?
CEVAP: Kimdir derken? (gülüşmeler)  Özel yaşantım anlamında kim olduğumu, magazine malzeme vermediğim için çok bilmiyorlar. Sadece yaptığım işle beni tanıyor insanlar. Ben 1972 İstanbul doğumluyum ve şu anda 37 yaşındayım. Marmara üniversitesi spor akademisi mezunuyum. Tenis antrenörüyüm. Beden eğitimi ve spor yüksek okulundan mezunum. Bu işle tanışmam 1997 civarlarında oldu. 1990’lardan itibaren ben, reklâm oyunculuğu ve fotomodellik yapmaya başladım.
SORU :1990’DAN 1998 YILINA KADAR MODELLİK VE REKLÂM OYUNCULUĞU YAPIYORDUNUZ. SONRA 1998 YILINDAN 2005 YILINA KADAR BAŞKA BİR SEKTÖRE YÖNELMİŞSİNİZ. BU SEKTÖR HANGİSİYDİ? VE NEDEN YÖNELDİNİZ?
CEVAP: Evet başka bir sektöre yönelmem aslında evlenmeyle oldu. Evlendikten sonra bu sektörden tamamen farklı bir sektöre, aile meselelerinden dolayı tekstile yönelmek zorunda kaldım. Ticaretle yani çocuk giyim üzerine uğraştım. Bu,  evliliğim süresince devam etti.
Bu arada, Türkiye de ticaret ve tekstil hakikaten çok zor bir meslek. O işi yaparken, başka bir işle uğraşmanız söz konusu değil.Zaten kamera önü, dizi oyunculuğu da bambaşka ve zor bir olay.  Oyunculuğu yaparken de başka bir işi yapmanız söz konusu değil. Bu yüzden böyle bir ara verdim. Bu da benim kadersel döngüm.
SORU : SERHAN BEY, BU SÜREÇ İÇERİSİNDE DEDİĞİNİZ GİBİ BİR EVLİLİK GEÇİRDİNİZ. PEKİ, BU EVLİLİĞİNİZ NASIL SONUÇLANDI?
CEVAP: O evlilik 2005 yılında boşanmayla sonuçlandı.
SORU : PEKİ BOŞANDIĞINIZ İÇİN EVLİLİK KAVRAMI SİZE UZAKMI? 
CEVAP: Yoo, değil. Evlilik kavramı her zaman benim için çok kutsal.  Sağlıklı iyi bir ilişkide olması gereken nihayet yani sonuç evlilik olmalı.

Image

SORU : SERHAN BEY, EVLİLİKLER NEDEN ÇABUK BİTİYOR SİZCE?

CEVAP: Teknolojik gelişmelerin, insanlar üzerindeki baskıları veya ihtiyaçların sürekli değişiyor olması belki de evlilikleri çabuk bitiriyor.  Fakat malesef insanlar, birbirine uyumlu zannettikleri, o ilk başlarda, tanışma, flörtlük ve ondan sonraki söz beklide nişan arasında geçen o devrede birbirlerine  “evet işte bu benim hayatımı paylaşabileceğim insan” dediklerinde malesef evlilik için atılan imza, evlilikten kısa bir süre sonra bunun öyle olmadığı gerçeğini ortaya çıkartıyor.  Bu hoş bir şey değil.  Bu son 90’lı yıllardan sonra daha çoğaldı.  Dünya üzerinde böyle.  Sadece Türkiye ile alakalı bir şey değil.

SORU : YANİ, SADECE ATILAN İMZA İLE Mİ DEĞİŞİYOR EVLİLİKLER?

CEVAP: Çevremdeki verilere hatta insanların yaşantılarına bakarak söylüyorum bunu. Evet, imzadan sonra insanlar bunun çok daha farklı bir hale geldiğini söylüyorlar. Ben de imzadan sonra çok farklılıklar yaşadım. Kendi tecrübem bu.
Yani annelerimizin zamanındaki gibi değil paylaşım, sevgi, saygı, birliktelik.  Şimdi artık böyle değil.  Sürekli her şey değişiyor, yenileniyor ve onlara adapte olmakta bireyler zorluk çekiyorlar, anlaşmazlıklar çıkıyor.  Kader kısmet tabiî ki. Ben şimdi burada anlatırken, ne kadar mutlu mesut yeni evliler veya 5 yılını 8 yılını, 10 yılını, 15 yılını devirmiş insanlar vardır.  Ama bunların yanında, şu anda bunları okuyan hanımlar veya beyler  “Aaa bak doğru işte” (gülüyoruz)   “Evet, imzadan sonra bizde işte bunları yaşıyoruz. Şöyle oldu, böyle oldu” diyeceklerdir. İşte bu şekilde söylecek insanlar da vardır. Açıkça söyleyeyim. (gülüşmeler)

SORU : SERHAN BEY NASIL BİRİ SİZİ ETKİLER ?

CEVAP: Bunu söylemek aslında zor değil.  Bugüne kadar sarışınlarla çok böyle elektrik alıp veremedim nedense.  Esmer ve kumrallarla daha bir elektriğim tuttu.  Bunu söyleyebilirim.  Onun dışında tamamen çekme olayı, başka bir hissediş. Yani, o konuşma tarzından, oturmasından, tavrından, bakışından, size olan davranışlarından etkilenipte ona karşı birşeyler hissetmeye başlamanız diyeyim. Bunun içinde klişe bir şey çizemiyorum.  Ben şunlardan hoşlanırım, şöyle olmalı, böyle olmalı diye kriterlerim yok.  Çünkü şundan hoşlanırım şöyle olmalı, böyle olmalı dediğiniz o kadar çok insana rastlayıp ta, sükûtu-hayal yaşıyorsunuz ki. Bu nedenle ben hayatta klışelerle insanlara bakmıyorum. İnsanları tanıyorum sadece. Tanıştığım insanların karakter yapılarını, hayata bakışlarını, duygularını, düşüncelerini tanımaya yönelik bir bakış açısına giriyorum.  Bu da bana en doğru adımları atmama neden oluyor.

SORU : SERHAN BEY, ŞU ANA KADAR HİÇ BİR YERDE AŞK İLE İLGİLİ NET BİR AÇIKLAMA YAPMADINIZ.  AŞKA DAİR SAMİMİ BİR AÇIKLAMADA BULUNMADINIZ.  BU NEDENLE ŞİMDİ BEN,  SİZE SORMAK İSTİYORUM.  GERÇEK HAYATTA AŞKI YAŞADINIZMI? YAŞADINIZ DİYEBİLİRMİYİZ?  SAMİMİ AÇIKLAMALARINIZI BEKLİYORUM ŞİMDİ.

CEVAP: Bende samimi açıklamalarıma başlayayım o zaman. Oynadığım karakterlerden dolayı bana aşk adamı demeye başladılar. Fakat gerçek hayatta ben aşkı yaşamadım. Çünkü benim aşk kelimesinin açıklaması, bende çok daha başka.  İnsanlar bugün sevgiyi, beğeniyi aşkla karıştırıyorlar. Yani toplumumuzda, aşk kelimesinin anlatmaya çalıştığı gerçek, bugün tamamen farklı bir anlatıma gelmiş ve ona aşk denmiş.  Benim inandığım, bildiğim türde aşk bitmez. Bir insan, bir insana âşık olmuşsa onun tabiri caizse HALİYLE HALLENMESİ.  Yani, onun her türlü özelliği, duruşu, oturuşu, kalkışı, bakışı, yaşayışı, düşünce tarzıyla onda eriyip yok olması lazım. Böyle bir şey söz konusuysa bu hiçbir zaman yok olmaz. Niye söz konusuysa yok olmaz. Çünkü sen onun, her özelliğini, her tavrını, her karakter özelliklerini iyicene analiz edip, bunu da kabullenip bunda tamamen kendini yok etmişsen ki bu eşittir aşktır.  Sen onu bütün benliğinle kendine alıp kendinde eritmişsindir. Bir daha ayrıştıramazsınız.  Bir örnek vereyim.  Siz bir bardak çayın içerisine, bir kesme şeker attığınızda ve karıştırdığınızda, iki dakika sonra, peki o zaman şimdi o kesme şekeri bana tekrar geri ver, bardaktan ayır ayrıştır dediğimde, ayrıştırabilirmisiniz.  Hayır.   O kesme şeker, o çayın içinde erimiştir.  Aşkta böyle bir şey. Sizin aşık olmanız, aşık olduğunuz kişide erimenizdir. Erirseniz bir daha ayrışamazsınız.  Erimezseniz de buna Aşk denmez! Beğeni denir. Ben böyle bir Aşk YAŞAMADIM.

SORU  : SERHAN BEY, MÜZİKLE ARANIZ NASIL? HANGİ MÜZİK DALINI DAHA ÇOK SEVİYORSUNUZ?

CEVAP: Ben, müzik dalı olarak pek ayırt etmiyorum. Çok ayırarak ta müzik dinlemem açıkçası.  Evde otururken, hani şunu dinleyeyim, bunu dinleyeyim diye böyle bir müzik dinleme alışkanlığım olmadı bugüne kadar. Sadece araba kullanırken, yoldayken müzik dinliyorum. Türk ve yabancı müzik dinliyorum. Sadece caz müziği bana pek hoş gelmiyor. Bilmiyorum, ben ona pek ısınamadım. Bana hitap etmiyor açıkçası.

SORU : BEĞENEREK DİNLEDİĞİNİZ SES SANATÇILARI VARMIDIR? VARSA BUNLAR KİMLERDİR?

CEVAP: Hepsini beğenerek dinliyorum. Ayırım olarak yok.  Her sene mutlaka bir, iki çok iyi albüm çıkıyor. İsim söylemiyorum. X isim.  Albümler çok önemli. Yani müzik, sözler, o albümün içerisindeki, albüme katkısı olan değerli isimler var. Bunların ortaya çıkardıkları şeyler zaten çok güzel. Bir albüm çıktıktan sonra, bir hafta veya iki hafta içerisinde o albümün insanlar arasında nasıl bir etki yaptığı belli oluyor ve güzelse insanlar bunu kabul ediyorlar.  Bizim yaptığımız oyunculukta böyle yani.  İyi kaliteli bir işin hemen meyvesi ortaya çıkıyor.

SORU : SERHAN BEY, BEĞENİLEN BİR ŞARKICININ KLİBİNDE OYNAMA TEKLİFİ GELİRSE OYNARMISINIZ? YANİ KLİPTE OYNAMA TEKLİFLERİNE AÇIKMISINIZ?
 
CEVAP: Tabiî ki açığım. Neticede değer verilip, böyle bir teklif geliyorsa bizde nedir, ne değildir diye ona bakarız ama. (gülüşmeler) Yani konusu nedir, şarkının içeriği, sözleri nedir diye bakarız.  Eğer benim oynamam hakikaten o kişiye ve o klipe bir değer katacaksa seve seve oynarım. Ama oynamak için oynamam.  Ben çünkü attığım adımları hep dikkatli, ölçüp, biçerek atıyorum.

SORU : MODELLİK VE REKLAM OYUNCULUĞU YAPARKEN SİZİ KİM KEŞFETTİ? VE SİZ  “YEMİN” ADLI DİZİDE BAŞROL OYUNCUSU OLARAK,  DİZİ OYUNCULUĞUNA BAŞLADINIZ.

CEVAP: Keşfedilmek diye tabir edersek buna, şöyle söyleyeyim o zaman. Kit kat diye bir reklâm filmim vardı. Siyah beyaz şeklinde.  Onu herkes yabancı bir reklâm, yabancı bir oyuncu diye algılamış televizyondan. (gülüşmeler) O reklâm vasıtasıyla bana ulaşıldı. Benim aynı zamanda, PAPİA diye bir reklâmım var.
PAİA reklâmının setinde, “YEMİN” dizisini görüşmek için telefon aldım. Reklâm filmine ara verdiler.  İki saat, iki buçuk saat.  Oyuncusuz bir bölüm çekmeleri gerekiyordu ve benim beklemem gerekiyordu.  Bu, arada bende hemen gidip  “yemin” dizisi ile ilgili görüşmeye katıldım.
Sayın Nilgün SAĞYAŞAR, Fok yapımın sahibi. Nilgün Sağyaşar, beni televizyonda reklâm filminde görüyor ve “YEMİN” dizisindeki  “MENDERES” karakteri budur diyor. Sonra benden randevu istiyorlar, bende gidip onlarla görüşüyorum.  Neticesinde ben, “MENDERES”  olarak  “YEMİN” dizisinde rol almaya başladım.  O hakikaten çok güzel ve değişik bir projeydi.  Beni de insanlar ilk defa, bu oturmuş halimle ve Serhan Yavaş olarak ekranlarda gördüler. Dizi çok tutuldu ve iki sezon devam etmişti.

SORU : SERHAN BEY, ŞU ANDA  “ATV” DE YAYINLANAN  “UNUTULMAZ” ADLI DİZİDE BAŞROLDE OYNAMAKTASINIZ.  İZLEYİCİLER BANA SİZİN, “UNUTULMAZ” ADLI DİZİDEKİ OYUNUNUZUN, “YEMİN” DİZİSİNDEKİ OYUNUNUZDAN DAHA  İYİ OLDUĞUNU, ROLÜNÜZÜ  ÇOK DAHA İYİ YAPTIĞINIZI  SÖYLÜYORLAR.  OYUNCU KOÇUNUZ VARMI? BU KONUDAKİ GÖRÜŞLERİNİZİ ALABİLİRMİYİM?

CEVAP: Oyuncu koçum yok. İnsan her işte öyledir. Bir işle uğraşmaya başladığınız zaman, o işin yaşantısı sizde meleke olarak artı bir pozisyon yaratır. Sizin o işle alakalı özellikleriniz de gelişme ve artış olur. Yani ben bu tarz açıklamalar yapıyorum bunlar tamamen bilimseldir. (gülümseme).  İnsanların beyin hücrelerinin şöyle bir durumu söz konusu.  Siz ne iş üzerine veya hangi düşünce üzerine vakit harcar, zamanınızı yönlendirirseniz, o uğraştığınız işle alakalı beyin hücrelerinizde gelişme olur. Önemli olan beyninizi neyle meşgul ettiğiniz.  Neyle meşgul edip ne kadar zamanınızı o meşguliyet üzerine harcadığınız önemli.  Bu otomatikman beyin hücreleri arasında bir biyo elektrik akışına neden olur ve biyo elektrik akışının, yapmış olduğunuz o işlevin manası yönünde çalışmayan beyin hücreleri üzerindeki etkisiyle sizin melekeniz artar.  Eskiler buna meleke derler.  Meleke dediğim, özelliktir.  Yani siz  %20’lik bir kapasiteyle o iş üzerinde bilgi sahibiyken, o iş üzerinde geçirdiğiniz uzun bir zamandan sonra, %20’lik kapasiteniz, %30’lara, %40’laraçıkar. Bu her şeyde böyledir. Çevrenize dikkat edin. Hangi insan neyin üzerinde, neyin peşinde koşup, neyle ilgileniyorsa, o ilgilendiği şeyle ilgili hayatında kapılar açılır ve onun üzerine daha iyi pozisyonlarda o işle ilgilenir. Bu yüzden de benim o ilk işim bu ikinci işim olduğu için o hakikaten bir süreç.  İki senelik bir olay var.  Sizin geceniz, gündüzünüz set oluyor. Ben, haftada ailemle bir, bir buçuk gün görüşüyorum. Ama burada, Yönetmenimi ve diğer çalışanları haftanın beş günü on dört (14) saat görüyorum.  Dolayısıyla da buradaki bütün hareketler, oluşlar, senaryo ile ilgili yaptırımlar hepsi size bir şeyler katıyor.  Ben kendimi çok iyi yetiştirme çabasındayım. Bu anlamda hiçbir destek almıyorum.

 

SORU : NASIL ÇALIŞIYORSUNUZ ROLÜNÜZE?

CEVAP:  Sürekli film izliyorum. Bugün her şey yapılmış. Her karakter oynanmış. Her mekânda, her karakterin analizi yapılmış. Nerde yapılmış tabiî ki filmlerde.  Binlerce, milyonlarca film arşivleri var. Bu Hollywood filmi olur, Türkiye de film olur, Avrupa filmleri olur.  Siz, size bir karakter geldiğinde, yeni bir şeyi oynamazsınız, sadece sizin tipiniz, sizin bakışınız farklıdır. Ama oynadığınız karakteri mutlaka bugüne kadar biri bir şekilde oynamıştır.  Dolayısıyla yapılan işleri iyi takip edip, iyi analiz ederim. Filmi, herkesin seyrettiği gibi seyretmem. Oradaki duygu, duygunun devamlılığı,  o hissediş işte bütün karakterlerin özelliklerini inceleyerek izlerim.  Bunun dışında birde hayatı izlerim.Bir taksici, bir minibüs şoförü, bir manav, bir kasap, bir iş adamı, yolda, durakta otobüs bekleyen bir yaşlı teyze veya genç bir öğrenci.  Sokakta gittiğiniz zaman insanlar bunlar.  Toplum yaşayanları ve doğallar.  Yani, kendi içlerinde abartıları da var, doğalları da var. 
Bunun, dışardan klişe olarak, şöyle yapmalısın, böyle yapmalısın, öyle olmalı, böyle olmalı tarzı, benim bakış açıma ve eğitim sistemime aykırı.  Ben bir eğitmenim neticede. Neyin ne şekilde eğitileceğini iyi bilirim. Algılama yapısı farklıdır.  Dolayısıyla her bireye özellikle oyunculuk konusunda ayrı ayrı  ve onun algılayabileceği türü bulup keşfetmek lazım.

SORU : SERHAN BEY ŞU ANDA BİR FİLM PROJESİ VARMI?

CEVAP: Şu anda sinema filmi projesi yok.

SORU : AKSİYON TARZINDA BİR FİLMDE OYNAMAK İSTİYORMUŞSUNUZ. BU DOĞRUMU?

CEVAP: Aksiyon tarzında evet olabilir.  Ben tabi koç burcuyum.  Koçlar böyle spora meyilli olurlar. Hareketlidirler.  Ateş yapısı olduğum içinde hareketli bir yapım var. Her türlü sporu severim ve iyi de yaparım.

SORU : OYUNCULUĞUN GÜZEL YANLARI VE GÜZEL OLMAYAN YANLARI NELERDİR?

CEVAP:  Olumsuz yanları, tabiî ki her zaman, zamandır.  Kendinize ayıracak zamanınız kalmıyor. Çok uzun set saatleri var.  Sabahlara kadar çalıştığımız dönemler oluyor.  Kendinize çok vakit ayıramadığınız, dinlenemediğiniz zamanlar oluyor. Bu hoş olmayan yönü. Hoş yönü, seviyorum.  Bu hoş olmayan yönü de bana şu anda hoş geldiği için sorun değil.  Ama insanlar tabi bundan biraz şikâyet edebiliyorlar.  Ben şikâyet etmiyorum. Çünkü bu işin gideri bu oluşu bu. Böyle olmazsa olmaz bu iş.  Burası Türkiye şartlarımız belli.

SORU : SERHAN BEY, SORDUĞUM SORULARA, YAPTIĞINIZ NET, SAMİMİ VE UZUN AÇIKLAMALAR  İÇİN ÇOK  TEŞEKKÜR  EDİYORUM. BİR DAHAKİ  RÖPORTAJA KADAR GÖRÜŞMEK ÜZERE  KENDİNİZE  İYİ BAKIN DİYORUM. SAYGILAR.

CEVAP: Bende size çok teşekkür ediyorum. Böyle güzel sorular hazırlayıp, bana sorduğunuz için.  Siz ve izleyicilerde kendinize iyi bakın. Bir dahaki röportaj da tekrar görüşmek üzere. Sevgiler


DERYA MAGAZİN
Filiz Altınmeşe

 
KARBOKSİPUNKTUR YÖNTEMİ İLE DOGAL ZAYIFLAMA PDF Yazdır E-posta
Cuma, 31 Ekim 2008
Karboksipunctur ile zayıflama haftada 2 defa 2 dakika

KARBOKSİPUNCTUR
Çok farklı bir görüş...
Haftada 2 defa 2 dakikada zayıflama
Aşağıdaki yazı tamamen benim şahsi düşüncem ve bugüne kadar zayıflama üzerine yaptığım çalışmalarımın bir sonucudur. Hiç bir yöntem ve doktoru hedef almamaktadır.

Çevrenize şöyle bir bakın, 2 değişik tipte kişilerle karşılaşacaksınız. Zayıflar ve şişmanlar.
Benim bir inancım var, öncelikle şişmanlık kaderiniz değildir ve şişmanlığın genetikle bir alakası yoktur. Çok zayıf bir kişi çok aşırı şişmanlayabilir veya çok şişman bir kişi aynı şekilde zayıflayabilir ve hayatı boyunca zayıf kalabilir. Bu değişime uğrayan kişilerin genetiği değişmediğine göre, ara sıra haberlerde yayınlanan şişmanlık geni bulundu gibi haberler de doğru olmasa gerek. Bu tamamen kişilerin davranış biçimiyle alakalıdır. Aynı işyerinde aynı şartlarda çalışan, aynı yemekhanede aynı yemekleri yiyen zayıf ve şişman kişilerle karşılaşabilirsiniz. Buradaki fark vücudun hangi mantıkla çalıştığıdır. Eğer vücudumuz depolama mantığı ile çalışırsa kilo alır veya kilo veremezsiniz. Eğer vücudumuz harcama mantığı ile çalışırsa zayıf kalırsınız. Aslında zayıflamak veya şişman kalmak tamamen elimizde. Klasik zayıflama anlayışını düşünürsek aldığımız kalori, harcadığımız kaloriden az olursa kilo vermeye başlarız. Bunu başarmak için belirli bir diyet programı ile kalorimizi ayarlamamız , fazla harcama yapmak için spor yapmamız gerekir. Bunu başarabilirsek zayıflarız. Bu şüphesiz ki uzun ve yorucu bir çaba ve sabır gerektirir.Bu çabayı sarfedebilenler ve yeterince sabırlı olanların bir kısmı bu mutlu sona ulaşır ve sonunda zayıflar kervanına katılır. Bir kısmı dedim çünkü istatistikler gösteriyor ki bu yöntemle zayıflayanların bir çoğu çeşitli nedenlerle, işlerinin yoğunluğu, damak zevki, psikolojik sorunlar, yaşam şartlarının değişmesi, bıkkınlık, korku, programa uyamama, hormonal nedenler, ilaç kullanımı vs vs nedeniyle programı yarıda bırakıp şişmanlıyor veya programı tamamlasa bile bazen hiçbir neden olmadan da tekrar şişmanlar kervanına katılıyor.

Pekala ya işin aslı böyle değilse ve biz hep hatalı düşünüyorsak ne olacak. Bu klasik yorum ya bir yanlıştan ibaretse.

Çevrenizde tanıdığınız şişman obur kişiler mutlaka vardır. Çok yemek yerler, o kadar çok yerlerki siz bile şaşırısınız. Fakat onları hep şişman görürsünüz. Bu kişiler şişmandırlar ama hiçbir zaman 1.000 kilo olmazlar. Aslında her yediğimiz yüksek kalori vücudumuzda yağ olarak depolanıyorsa neden bu kişiler aldıkları kalorilerinin hepsini depo etmezler. Hangi mekanizma devreye giriyor da, bu aşırı şişmanlamayı engelleyebiliyor. Yani nasıl oluyor da bu enerji vücudumuzdan atılabiliyor. 100 gram yağ eritebilmek veya 1.000 kalori verebilmek için ne kadar çok çabalamamız, hareket veya spor yapmak zorunda kaldığımızı bir düşünün. Aslında bu obur diye tabir ettiğimiz kişiler günde 9.000 kalori alıyorlar ama bunun büyük bir çoğunluğunu vücuda almadan veya aldıktan sonra yok edebiliyorlar. Demek ki vücudumuzda bir tetik mekanizması çalışıyor ve bu atımı gerçekleştirebiliyor.

Vücudumuz her zaman kendini korumakla meşguldür. Eğer alınan aşırı kalorilerin ona zarar verdiğini hissederse bu kalori alımını durdurur. Demek ki vücudumuzda otomatik bir diyet mekanizması var. Hepimizin hayatında dikkat etmesek bile, yani aldığımız ve harcadığımız enerjileri eşitlemesek bile uzun süre sabit kaldığımız kilolarımız vardır. Bu kilolar bizim direnç noktalarımızdır. Aynı borsada olduğu gibi bu direnç noktalarında merkez bankasının müdahalesi gibi vücudumuzda müdahalede bulunur ve daha çok kilo almamızı engeller. Zayıflama sırasında da aynı kilolarda zayıflalamız durur ve aynı mekanizma devreye girerek bizim daha çok zayıflamamızı engeller. Çevremizde bizim iki katımız yiyerek zayıf kalan ve biz şişman olanları kızdıran, kıskandıran kişiler vardır. İşte bu kişşilerin bu koruma mekanizmaları daha düşük seviyede çalışır ve onların hep zayıf kalmalarını sağlar. Aslında bu onlara verilmiş bir ödül değil, şişmanlık da bizim kaderimiz değildir.

Yazımın en başında bahsettiğim gibi aslında şişmanlık ve zayıflık vücudumuzun çalışma mantığına bağlıdır. Vücudumuz depolama mantığı ile çalışırsa enerji depolarız ve şişmanlarız , vücudumuz harcama mantığı ile çalışırsa fazla alınan enerjiyi harcar ve zayıf kalırız.

Bu mantığı nasıl değiştirebiliriz. Aslında en önemli zayıflama problemi budur. Vücudumuz haylaz bir çocuk gibidir. Ona ne verirseniz onu alır ve kullanır. Eğer ona kötü davranırsanız size karşı güvenini yitirir. Kötü davranmaktan bahsettiğim, eğer onu sürekli aç bırakırsanız yani günde sadece 1 öğün çok fazla yiyip kalan zamanda aç durursanız, o da yedek enerji depolamak için sizin yağ hücrelerinizi kullanarak yağ depolar ve sizi şişmanlatır. Eğer siz zayıflamak için çok ağır diyet yapıp onu daha aç bırakırsanız, onu daha da hırslandırıp diyeti devam ettirdiğinizde belki o değerli depolarını kullanmak zorunda kalır ve zayıflarsınız ama sonra intikamını çok acı alır. Depolamasını iki katına çıkararak sizi daha çok şişmanlatır. Aynı yanlışı tekrarlarsanız, onu dahada kızdırıp sizi daha da çok şişmanlatmasına neden olursunuz. Zannederim bu satırları okuduğunuzda içinizdeki çocuğu daha çok kızdırmaktan korkmaya başladınız.

Şimdi gelelim depolama mantığı ila çalışan vücudumuzun, nasıl harcama mantığı ile çalışabileceğine. Kulak kepçesinden uyguladığımız karboksipuncturun bu tetiklemeyi geçici bir süre gerçekleştirdiğine inanıyorum. Bugüne kadar uyguladığım birçok vakada eğer beraberinde doğru bir yeme sistemiyle birlikte, hareketlerimizde de hafif bir artış yaparsak, bu tetiklemeyi sürdürüp hızla yağ ve kilo kaybına uğradığımızı gözlemledim. Uyguladığımız yöntemde kullandığımız karbondioksit gazı bir defa nefes verdiğimizde çıkan karbondioksit miktarı kadar az dır. Ben bu etkiyi verdiğimiz nefesi vücudumuza geri verme olarak tanımlandırıyorum. Miktar çok az olduğu için allerji veya başka bir yan etkisi olması mümkün değil. Kaldı ki, bölgesel yapılan karboksiterapi yöntemlerinde bu miktarın yaklaşık 150-200 katı kadar karbondioksit miktarı kullanılmaktadır. Bu yöntemin uygulanmasındaki en büyük özellik, her kişide uygulanan miktarın farklılıklar göstermesidir. Hatta her kişinin başka seanslarındaki miktar bile, verdiği kilo ve yağ oranına bağlı farklılıklar gösterir. Bu tamamen kişiye özel bir tedavi olduğu için her seansta sadece uygulayıcı doktor bu uygulamayı yapabilir. Daha ilk seansta kilo veya yağ kaybı oluşmaktadır.

Bu yöntemin en önemli özelliği asla aç kalmamak, yani eğer açlık hissediyorsanız açlığınızı gidermek için mutlaka yemelisiniz. Yanlız unutmamamız gereken bir konu var hissettiğimiz iki türlü açlık vardır bir tanesi gerçek açlık, diğeri hareket açlığıdır. Hangi açlığı hissettiğinizi anlamak için, eğer açlık hissediyorsanız hareket edin. Oturduğunuz yerden kalkın biraz dolaşın eğer açlık hissiniz geçtiyse bu hareket açlığıdır. Buna benzer bir açlık hissederseniz ne yerseniz yiyin bu açlığı geçiremezsiniz. Bu yanlışı en çok televizyon seyrederken veya bilgisayar başındayken hissedersiniz. Lütfen bu durumlarda atıştırma yerine masadan kalkıp biraz dolaşın, bu sizin daha çok kilo almanızı engeller. Bu yöntem uygulandığında daha çabuk doyduğunuzu da düşünürsek özellikle ana öğünlerde tabağınıza daha küçük bir miktar alın, eski alışkanlıkla fazla miktarda alırsanız açlık hissetmeseniz bile tabağınızdakini tamamen bitirdiğiniz için lüzumsuz fazla enerji alırısnız. Bu kilo vermenizi yavaşlatır, eğer hala açlık hissediyorsanız biraz daha yemek alın. Her ne olursa olsun eğer açlık hissederseniz ara öğünlerde bizim önerimiz yoğurt tüketmeniz, bu hem sizi tok tutacak, hemde yağ kaybetmenize yardımcı olacaktır. Eğer yoğurt bulamazsanız ayran da içebilirsiniz. Herhangi bir ara öğünde meyve de yiyebilirsiniz ama bütün ara öğünlerde meyve tercih etmeyin. Eğer çok yağ kaybetmek ve zayıflamanızı hızlandırmak istiyorsanız sabah harici ekmek ve unlu mamül tüketmeyin. Eğer çok isteğiniz varsa bir parça tatlı veya kurabiye türü gıda alabilirsiniz. Unutmayın tatlı veya kurabiye yediğinizde kan şekeriniz yükselecek ve ani insülin salınması nedeniyle kan şekerinizde ani bir düşme olacak ve bir süre sonra tekrar tatlı ihtiyacı hissedeceksiniz. Bu durumda biraz sabredin kan şekeriniz tekrar normale dönecek ve siz tatlı istemeyeceksiniz bunu sakın unutmayın.

Harekete gelince burada çok basit bir taktik uygulayın her gün iki saat yürüyüş ve koşu yapmak yerine gün içinde hareketlerinizi biraz arttırın. Bunun mantığını açıklamak istiyorum.Vücudumuzun bizden bağımsız çalışıp bağımsız olarak düşündüğünü söylemiştim. Biz harekete başladığımız anda vücudumuz ne yapacağımızı kestiremez. Vücudumuz kendisini koruma içgüdüsü nedeniyle ilk düşündüğü bir tehlikeden kaçtığımızdır. O nedenle harekete başladığımız anda tüm enerjisini kaslarımıza yönlendirir. Eğer biz yürümeye başlarsak tehlike olmadığını anlayıp enerjisini geri çeker, eğer koşuyorsak daha çok enerji gönderir. Bunu yüz metre koşusu ile maraton koşusu arasındaki farktan anlarız. Yüz metre koşucusu hemen hemen tüm enerjisini o yüz metre boyunca harcar. Bu koşucuyu on defa yüz metre koşturamazsınız ama maraton koşucusu ilk metrelerden sonra standart bir tempo ile en az enerji harcayarak koşuya devam eder ve 42 kilometre koşar. Dolayısı ile hareket başlangıcında en çok enerjiyi harcadığımızı düşünürsek günde 10 – 15 defa oturduğumuz yerden kalkıp 20 metre yürürsek gün içinde 1 defa 2 saat koşu yapmaktan daha fazla enerji harcarız. Üstelik bu enerji harcamasını gün içine yaydığımız için bize daha fazla yardımcı olur. En güzeli hem sürekli gıda ile aldığımız enerjiyi daha düzenli harcamış oluruz. Öncelikle 2 saat sürekli spor yaptığımızda her ne olursa olsun vücudumuz kendisini korumaya alır ve bu yaptığımız sporda daha az enerji harcamaya çalışır. Nedeni vücudumuz bu yaptığımız hareketi lüzumsuz enerji kaybı olarak düşünüp daha az enerji harcayarak yapmaya çalışır ve biz bu çabamızda hedeflediğimizden daha az enerji kaybı elde etmiş oluruz. Yanlış anlamayın sağlıklı yaşam için spora karşı değilim ama sadece kilo kaybetmek isteği ile 2 saat koşuşturup sonrada bütün görevimizi yerine getirmiş olma düşüncesi ile kendimizi koltuğa atarak saatlerce hareketsiz kalmaya karşıyım. Bunun yerine gün içinde, gündelik yaptığımız hareketlere ek olarak 10 -15 defa o koltuktan kalkıp 20 metre yürümemizin bile bize daha çok yararı olacaktır.

Hayatınızda sağlıklı, ince bir yeni sayfa açmanız dileğiyle.

Dr. Fevzi Özgönül

 

Güven Gıda Organik Ürünler

 

Yazarlar

Metin Yücel
DUVAR !
Dr Arda
ESTETİK CERRAHİ HAKKINDA MERAK ETTİKLERİNİZ
Metin Yücel
KARBOKSİPUNKTUR YÖNTEMİYLE DOĞAL ZAYIFLAMA

Arzu Dirik
KARANLIĞIN İÇİNDEN YÜKSELEN ÇIĞLIKLAR


Sevda Arba
TAROT FALI ÜZERİNE BİLİNMEYENLER

Güncem Bilgisayar

 

www.alucra.com

 

BAYAN PİKİ DİYORKİ

Çok Yakında Sizlerle...

EV İLANLARI

 

ARABA İLANLARI

 

Kim Nerden Giriyor...

Hava Durumu

 © Copyright 2010,Derya Magazin Bir DMG Kuruluşudur..

Site İstatistik

Bugün813
Dün1117
Bu Hafta813
Bu Ay5874
Toplam874285