
Demek şimdi GİTTİN…
O benim içimde yaşadığım med-cezirlerin sesiydi. Her gidenin ya da her gitme vakti gelip gitmek zorunda kalıp gittiğim sevgilinin ardından yaşadıklarımın sesli tasviriydi. Hiç yüksek sesle söylemezdin bunları geride kalana, sanki o söylerdi benim yerime…
“- Vakit tamam, seni terk ediyorum ama doymadım inan kanmadım sevgine…” gibi,
“ - Şimdi gözlerime ağlamayı öğrettim ki bu yaşlar utangaç boynunun kolyesi olsun…” gibi,
“ - Bir yer bulabilsem, bir yer seni hatırlatmayan…” gibi,
“ - El-ele büyüttük sevgiyi…” gibi,
“ - Bir film sahnesi gibi akar gider ayrılık… Neylersin!” gibi,
Dostlukların en güzel ve derin tasvirini, “Ah ulan Rıza” ile yaparken; aşk, ihanet ve de kaçınılmaz son olan ayrılıkların hüzünlü yansımalarını da o yaptı bana göre… Hepimizin hayatlarından, hepimizin yüreklerinden geçenleri o buğulu ve derin sesiyle aktardı bizlere.
Hayatımda çok özel ve derindi yeri. Sanki benimle yaşamış, ya da yaşarken paylaşmış gibi... Sanki ben anlatmışım da o sözlere dökmüş gibi… Bir şiir gecesi öncesinde tanışabilme ihtimalim varken, kendisi gelememişti fakat telefonda konuşma şansım olmuştu. Duyardım bilirdim mütevazı kişiliğini ve çok severdim buğulu sesi ile mavi derin gözlerini…
Çok üzdü sevenlerini ve tüm iyiler gibi erken gitti… Şiirleri artık öksüz, fakat hayatından hayatlarımıza yansıttığı çok güzel paylaşımlar bıraktı… Hüzünlü bir hayal gibi geçti hayatlarımızdan Yusuf Hayaloğlu. Nur içinde uyu!
Sevgiyle Kalın,
Sevgi ALKAN
DEMEK ŞİMDİ GİDİYORSUN…
Demek şimdi gidiyorsun;
Yazdığımız son şiir, öyle yarım kalacak!
Demek şimdi gidiyorsun;
Kuşlarımız acıkacak,
Saksılarımız artık sulanmayacak!
Demek öykümüzü bir ruj lekesi gibi yapıştırıp
Aynanın sahtekâr yüzüne,
- Oy benim yaralım -
Demek şimdi gidiyorsun;
Beni böyle toz gibi dağıtıp
Merdivenlerin dibine!
“Her şey tamam” diyorsun, git...
Beni viran bir şehir gibi terk et…
Haydi git!
Dışarısı ispiyon... Dışarısı ihanet…
Seni bir gören olmasın, Dikkat et!
Dostlukmuş... Ölüme yürümekmiş…
Üstüne titremekmiş... Vefaymış!
Aşk dediğin, zavallı bir kapıyı,
Duvara çarpıp çıkıncaya kadarmış...
Bana koymaz deyip,
Sancını bir kilo rakıya gömsen de gece yarıları,
- Oy benim yaralım -
Asıl sancı, uyandığında
Bütün odaları boş görünce koyarmış!
Gitmek istiyorsun, git...
Bir savaşçı asla vedalaşmaz!
Durma git!
Dışarısı dinamit… Dışarısı enkaz!
Şunu cebine koy,
Ne olur ne olmaz...
Eylül mağdurlarıydık,
Kimsemiz yoktu...
Yaralarımız aman vermiyordu canımıza…
Kimseye kıymamıştık oysa masumduk...
Rahatsız etmiyordu bizi bu yalancı tarih!
Yırtılan bir pankart gibi,
Şehirlerin ortasına çığ düşürdüyse öfkemiz;
- Oy benim yaralım -
En az bir karıncanın yüreği kadar,
Namuslu ve çalışkandı ellerimiz!
Artık bitti, diyorsun, git...
Kırılsın kapı-çerçeve, kırılsın bu cam!
Sorma git!
Dışarısı panik, dışarısı izdiham!
Biliyorum, seni vuracaklar bu akşam...
Ne çok fire verdik üst-üste;
Ne çok arkadaş yitirdik
Bu tozlu yolculukta...
Kimliği tespit edilmemiş,
Ne çok ceset vurdu,
Zeytin güzeli akşamlarımıza!
Büyük ütopyalar ve büyük dağlar gibi
İçerden çürümüşüz meğerse!
- Oy benim yaralım -
Her gelen ölüm yazmış,
Her giden ayrılık işlemiş,
Bu talihsiz gergefimize...
Kendini arıyorsun, git!
Aptal bir hayat kur kendine,
İçinde beni barındırmayan…
Kalma, git!
Dışarısı barut, dışarısı gardiyan...
Yine bir tek ben olurum, sana parçalanan...
Demek şimdi gidiyorsun;
Sonunda bizi de çökertiyor
Bu kancık zelzele!
Demek şimdi gidiyorsun;
Yıkılan bir duvar gibi
Ömrüme devrile-devrile...
Demek mecburi istikametlerin,
Ayrılığı gösteren o adaletsiz kavşağında;
- Oy benim yaralım… Maralım…
Demek şimdi gidiyorsun
Ve bana bir tek seçenek kalıyor:
Güle-güle... Güle-güle...
Beni öldürüyorsun, git!
Kalmasın sende kahrım, kalmasın derdim…
Bakma, git!
Kafamı yumruklayıp,
Ardın sıra ağlarsam, namerdim...
Yusuf HAYALOĞLU
La librairie GD n'est pas activée sur votre serveur. |